Mâide Sûresi 1. Âyet
Medine · Cüz 6 · Sayfa 106
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَوۡفُواْ بِٱلۡعُقُودِۚ أُحِلَّتۡ لَكُم بَهِيمَةُ ٱلۡأَنۡعَٰمِ إِلَّا مَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ غَيۡرَ مُحِلِّي ٱلصَّيۡدِ وَأَنتُمۡ حُرُمٌۗ إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ مَا يُرِيدُ ١
Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı. Ancak haram oldukları size okunacak olanlar müstesna. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اَوْفُوا بِالْعُقُودِ Ey iyman etmiş olan mü’minler bağlandığınız bütün akidleri iyfa ediniz.» -Yâni evvel emirde iyman bir akiddir. Ve siz bu akd ile Allaha karşı bir takım uhud ve ukud yapdınız bağlandınız, sonra kendiliğinizden veya kendi aranızda veya alel’umum insanlar beyninde bir takım akıdler daha yapar bağlanırsınız. İşte bütün bu akıdleri iyfa ediniz. dinin kökü, iymanın hukmü, Allahın emri icmalen budur. Şimdi Sûrenin ismile mütenasib olmak üzere evvelâ vesaitı ma’işetten başlayarak bunun biraz tafsıline gelelim:
اُحِلَّتْ لَكُمْ بَهٖيمَةُ الْاَنْعَامِ Size behîmei en’am halâl kılındı»- bunlarla intifa’ eder ve halâl halâl yiyebilirsiniz اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ ancak hurmeti okunan veya bervechi atî okunacak olanlar müstesna. -ki ezcümle «حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ الخ» gelecektir.- Daha evvel bilhassa şu calibi dikkattir ki غَيْرَ مُحِلِّى الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌ siz ihramda iken saydi halâl kılamıyacağınız, ihram halinde avlanmayı ve av eti yemeyi tecviz edemiyeceğiniz halde behîmei en’am bazı müstesna ile halâl kılındı» -ya’ni ey mü’minler siz hayvan öldürmek caiz olmıyan ihram halinde avdan ve av eti yemekten memnunsunuz, fakat bu halde bile bir akdin semeresi olmak üzere et yemekten mahrum kılınmadınız. Siz ihramda iken av olmamak şartile ihramda bulunmıyanların kesdikleri en’amdan yiye bilirsiniz ki bu hıll-ü hurmet birer akdi İlâhîdir. Ve böyle başkasının kesdiği hayvanın etini yiyebilmeniz her halde kendi aranızda yapacağınız beyi’ veya hibe gibi bir akdin semeresidir. Binaenaleyh bununla ukudun faidelerini ve dini islâmda ma’işetinizin nasıl tevsi’ edildiğini takdir ve bu hıll-ü hurmeti iyfa eyleyiniz de halâlı haram, haramı halâl yapmayınız.- İleride «اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا» âyetinde sarahaten görülecektir ki ihram halinde haram olan sayd, deniz avı değil, kara avıdır. Buradaki sayd da kara hayvanatı demek olan behimei en’amdan istisna mevkiinde bulunmak i’tibariyle buna bir iymayi mutazammındır. Behime esasen aklı olmıyan her hangi bir hayvan demekdir ki ibham ma’nâsından mehuzdur. Sonra bu isim berrî veya bahrî dört ayaklı hayvanatta daha ziyade isti’mal olunarak onlara kesbi ıhtısas etmiştir. Burada halâl kılınan ise mutlak behaim değil, behimei en’amdır. EN’AM da «نعم» ın cem’i olub sûrei «En’am» da «وَمِنَ الْاَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍ مِنَ الضَّاْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْاِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ» diye beyan olunduğu üzere hayvanatı ehliyyeden deve, sığır, davar, ya’ni koyun ve keçiye ıtlak olunur ki yumuşaklık ma’nâsına olan nu’umetten me’huzdur. Pençeliler şöyle dursun beygir, katır, eşek gibi «hâfir» denilen tek tırnaklı hayvanat bile en’amda dahil değildirler. Netekim sûrei «Nahılde» «وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فٖيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَ وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمٖيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزٖينَةً وَيَخْلُقُ مَالَا تَعْلَمُونَ», buyurulmuştur. Şu halde behimetülen’am terkibi izafîsi ya çam ağacı gibi izafeti beyaniyye olub «en’am denilen behimeler» demekdir ki bu surette diğer bir âyetteki «وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ» gibi doğrudan doğru en’amın hılli tansıs olunmuş ve bunlara şebih olan ceylân geyik ve saire gibi av hayvanatı en’ama mülhak olarak tahlil kılınmış olur. Veya behîmeden murad en’amın gayri olarak izafeti lâmiyyei teşbihiyye ile «en’am gibi olan behaim» demektir ki bu surette de geviş getirmek ve enyabı olmamak i’tibariyle en’ama benzeyen geyik ve sair behaimi vahşiyenin hılli tansıs edilmiş ve menatı hılle işaret kılınmış olur. En’amın hılli ise mukaddema diğer nassıle beyan olunmuş bulunduğu gibi buradan da müşebbehün bih bir asıl olmak üzere yine bil’işare anlaşılır ve bundan «غَيْرَ مُحِلِّى الصَّيْدِ» fıkrai haliyyesi ile saydın istisnaı bir istisnai muttasıl mevkıınde bulunacağı «behîme» kaydi de te’kide değil te’sise masruf olub bir faidei zaide ifade edeceği cihetle ba’zı müfessirîn bu sureti tercih etmişlerdir. Lâkin bunda hali ihrama nazaran kelâmı, tahrimi mahza tevcih vardır ki «اَوْفُوا بِالْعُقُودِ» siyakına pek de mülâyım değildir. Zira vuhuşdan intifa sayde mütevakkıf olduğu cihetle bunu müteakıb hali ıhramda saydın memnuiyyeti beyan olunurken hali ıhrama nazaran bu hıllin hiç hukmü kalmamış ve o halde siyakı kelâm büsbütün tahrime teveccüh etmiş ve binaenaleyh bu memnuiyyet halinde en’amın hıllinden intifa’ ve ukudün semeratından ıstifade hususu tansıs edilmemiş ve bu ni’meti islâm ile imtinan ma’nâsı gösterilmemiş olacaktır. Gerek bu ince zevkı beyan ve gerek hılli en’amın esaleti müsellem olması hasebiyle ekser müfessirîn de evvelki izafeti beyaniyye suretini tercih eylemişlerdir. Ki bunda behîme lâfzı menatı hılli tansıs etmemekle beraber bunu iymâ nüktesinden de hâlî değildir. Vuhuşun ilhakına medar olur. Ve her iki takdirde behîmei en’am behaimi bahriyyeye şâmil değildir.
Şimdi bu in’amı İlâhîye karşı acaba bu hıll-ü hurmet niçin böyle oluyor? Niçin en’am, ıhlâl ve ıhram, cemii ahvalde mübah kılınır da sayd ba’zan mübah, ba’zan haram oluyor? Hayvanatın hepsi can değil midir? Nasıl oluyor da hukmi İlâhîde bu hayvanların ve levse ba’zıları insanlara halâl olabiliyor? Gibi bir takım mülâhazalara da lüzum yoktur. Hıll-ü hurmet ahkâmını ta’lilden ziyade taabbüdle iyfa etmelidir. Zira اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُرٖيدُ şübhe yoktur ki Allah neyi irade ederse onu hukmeder. Hukmünde muhtardır.»- Ya’ni esas i’tibarile bütün ahkâm onun meşiyyet-ü iradesine tabi’dir. İradei İlâhiyye üzerinde icrayı te’sir etmesi melhuz hiç bir ıllet, hiç bir kuvvet yoktur. Gerçi bir çok def’alar geçdiği üzere Allah tealâ hakîm olduğundan tekâlifi İlâhiyyenin medarı da masalih ve menafii ıbaddır. Ve şu halde bu hıll-ü hurmet de bir çok hıkemi baligayı mutazammındır. Fakat bütün bu hikmetler iradei İlâhiyyenin semerat ve ahkâmı müterettibesinden başka bir şey değildirler. Asıl ılleti huküm, o hikmetler, o maslâhatlar değil, iradei Sübhaniyyedir. Meselâ insan hayvanata müreccah ve en’am hayvanatı insaniyyenin masalihine diğerlerinden daha elverişli yaradılmış ve bu gibi hıkem-ü masalihı fıtriyyeye binaen en’am halâl kılınmış denebileceği farz olunsun. Fakât buna karşı acaba bu hılkat, bu nizam neye böyle olmuş? Bunda ne zaruret varmış? Suali derhal varid olur. Bunun ise yegâne cevabı Allahın böyle irade etmiş ve böyle hukmeylemiş olmasıdır. Binaenaleyh esas i’tibariyle bunların hiç birinde zarureti zatiyye yoktur. Hepsi mümkinattandır. Bütün vücubun, zaruretin, husnün menşei Allahdır. Huküm, hıkmet, hukuk, şeri’ hep bu iradenin teayyünatıdır. Ve bunun için tekâlifin hüsn-ü kubhu de her şeyden evvel halık ve mahlûk, rububiyyet ve ubudiyyet nisbetiyle iradetullaha müsteniddir. Ve ilim ve hıkmeti hukuk ne kadar ta’mık edilirse edilsin esasında kanunı taabbüdden harice çıkamaz. Asıl hıkmet tabiatı eşyanın değil, onlarnı halıkı ve «بِكُلِّ شَىْءٍ مُحٖيطًا» olan Allahındır. Teşri’ noktai nazarından bu hıll-ü hurmet de mahaza onun iradesi eseridir. Bunun için