AyetSûreler

Lokmân Sûresi 31. Âyet

Mekke · Cüz 21 · Sayfa 414

أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱلۡفُلۡكَ تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِنِعۡمَتِ ٱللَّهِ لِيُرِيَكُم مِّنۡ ءَايَٰتِهِۦٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّكُلِّ صَبَّارࣲ شَكُورࣲ ۝٣١

Görmedin mi ki Allah, âyetlerinden bir kısmını size göstersin diye gemiler, Allah’ın nimetiyle denizde akıp gidiyor. Şüphesiz bunda çok sabredenler ve çok şükredenler için nice ibretler vardır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 31–34. âyetleri birlikte ele alır.

32. خَتَّارٍ ğaddar, ya’ni sözünde durmayıp çok nakzı ahdeden. 34. اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ الخ Abdullah ibni Ömer radıyallahü anhümadan merviydir: Resulullah sallâllahü aleyhi vesellem «mefatihülgayb beştir, onları ancak Allah bilir» buyurmuş ve bu âyeti okumuştur. Rivayet olunduğuna göre Hâris ibni Ömer namında bir adam, Resulullan sallâllahü aleyhivesellem Hazretlerine gelmiş «ya Muhammed, kıyamı saat ne zaman? Beldelerimiz kuraklıktan: sıkıldı bolluk ne zaman? Karımı gebe bıraktım ne doğuracak, bu gün ne kazandığımı biliyorum, yarın ne kazanacağım? Nerede doğduğumu biliyorum, fakat nerede öleceğim? «demiş bu âyet bu sebeble nâzil olmuştur. Demek ki âyet vakı’ olmuş bir suâlin cevabıdır. Lâkin mâkablindeki âyetlere nazaran da bir suâli mukadderin cevabıdır. Zira sûrei «Rum» un âhirine «وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ» buyurulduğu gibi burada da «وَاخْشَوْا يَوْمًا لَايَجْزٖى» buyurulması üzerine şübhesiz ki o gün, o saat ne zaman diye bir suâl hatıra gelebileceğinden bununla ona cevab verilmiş oluyor.

Burada Fahruddîni Razî der ki: ba’zı müfessirîn, Allah tealâ bu âyet ile beş şey’e ılmi başkasından nefyetti diyorlar. Gerçi öyle lâkin maksud o değildir. Çünkü Allah tealâ meselâ tufan zamanında bir kum yığınındaki cevheri ferdi (bir atumu) ve rüzgârın onu Maşrıktan Mağribe kaç kerre naklettiğini ve nerede bulunduğunu bilir, bunu başkası bilemez. Şu halde bu beş şey’i zikirde tahsıs etmenin vechi yoktur. Bu hususta hakk olan şudur ki «وَاخْشَوْا يَوْمًا» buyurulması, «اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ» diye o günün behemehal vukuu te’kid edilmesi üzerine o gün ne vakıt diye vârid olacak suâle karşı şu suretle cevab veriliyor: «Onu Allahdan başkası bilmez ve lâkin muhakkak olacaktır» deniliyor. Ve kaç def’alar geçtiği üzere ba’s hakkında iki delil de zikrolunuyor.

BİRİSİ, Arzın mevtinden sonra ihyası: netekim yukarıda «وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِهٖ لَمُبْلِسٖينَ فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتٰى» buyurulmuştu. Ve «يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ» buyurulmuştu. Burada da şöyle denilmiş oluyor: «ey suâlcı! sen onun vaktını bilemezsin, fakat o olacak, Allah, ona kadirdir. Nasıl ki o Arzı ölmüşken ihya ediyor yağmuru indiriyor.

İKİNCİSİ, ibtidai halktır. «وَهُوَ الَّذٖى يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ قُلْ سٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِىءُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَ» buyurulduğu gibi burada da «وَيَعْلَمُ مَا فِى الْاَرْحَامِ» buyuruyor. Ya’ni sen onu bilmezsen de o olacaktır, Allah ona kadirdir. Erhamdakini bilip yarattığı gibi ruhamdan yaratmasını da bilir. İlh... اه. Camius’sagîrde «خَمْسٌ لَا يَعْلَمُهَنَّ اِلَّا اللّٰهُ» diye vârid olan Büreyde hadîsinde Menavi kebîr şerhinde der ki: «ya’ni bu beş şeyi Allahdan başkası hem küllî hem cüz’î olarak ihata ve şümul vechi üzere bilmez.

Şu halde Allah tealânın ba’zı havassını hatta bu beşten ba’zı mugayyebata muttali’ kılmasına münafi olmaz. Çünkü o mahdud cüz’iyyâttır. Mu’tezilenin bunu inkâr etmesi de mükâberedir اه. Bir de Buharîde Enes ibni Malik radıyallahü anhten rivayet olunduğu üzere Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi vesellem buyurmuştur ki «Allah tealâ rahime bir Melek müvekkel kılmıştır. Yarab, nufte, ya rab aleka, ya rab mudga der, Allah tealâ da halkını kaza etmek irade buyurduğu vakıt erkek mi dişi mi? Şakıy mi saîd mi? Rızkı ne, eceli ne? söyler, anası karnında bunlar yazılır. O vakıt onu o Melek ve Allah tealânın mahlûkatından dilediği kimseler de bilir اه. Demek ki ba’zılarının bu suretle bile bilmesi zikrolunan ıhtisasa münafi değildir. Çünkü Allaha mahsus olan ılim, gaybde iken her birinin ahvaline alettafsıl ılmi tam ve kâmildir. Melekin ve ba’zı havassın muttali’ olabileceği ılm ise az çok delili tehakkuk etmiş bir vechile nakıs bir ılimdir. Kezâlik bulut, rüzgâr, barometre gibi ba’zı emarelerden yağmura, cenînin ba’zı evza’ ve harekâtından erkek veya dişi olduğuna intikal etmek tarzında vakı’ olan zannî istidlâller de buna münafi değildir. Çünkü zann, ılim değildir. Ilim şübhesiz olandır.

Âyetteki ıhtisasın vechine gelince: Alûsînin beyanına göre bunun menatı, ismi celilin takdimiyle haberlerin cümle halinde takviyei huküm tarzında vakı’ olmasında gözetilmiştir. Fakat birinci cümlenin haberinde «عِنْدَهُ» zarfının takdimiyle kasır zâhir ise de diğerlerinde fahvayi kelâm ile az çok işaret halindedir ki ma’nâ şu oluyor: o saat ne zaman denilirse 34. اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ her halde Allah, saate ılim ancak onun yanındadır. وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ ve yağmuru o indirir - o halde ne zaman, nereye, ne mikdar ve ne suretle yağdıracağını da tamamile o bilir. O halde ba’sin ne zaman olacağını da ancak o bilir. وَيَعْلَمُ مَا فِى الْاَرْحَامِ bütün rahimlerdekini de o bilir - Erkek mi dişi mi? beyaz mı kırmızı mı? Tam mı nakıs mı? Her birinin hususıyyetleri nedir? bütün rahimlerdekinin tafsılâtını o bilir. Binaenaleyh kabirlerdekinin de tafsılâtını o bilir. O yaradan ba’s eder وَمَا تَدْرٖى نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا ve hiç bir nefis yarın ne kazanacağını kesdiremez - ya’ni ileride başına ne geleceğini? Eline ne geçeceğini, hayırmı şermi kesbedeceğini dirayetiyle bilemez وَمَا تَدْرٖى نَفْسٌ yine hiç bir nefis - gerek iyi gerek kötü olursa olsun بِاَىِّ اَرْضٍ تَمُوتُ hangi Arzda öleceğini kesdiremez - küçük kıyameti bilemez, büyük kıyameti nerede bilecek? Fakat Allaha gelince اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ خَبٖيرٌ şübhe yok ki Allah alîmdir, habîrdir - olmuşu olacağı, şâhidi gaibi, zâhiri bâtını hepsini bilir, hepsinden haberdardır. Son iki fıkrada ılim yerine dirayet ta’bir edilmiş olduğu ve Allah tealânın ılmine dirayet ıtlakı câiz olmadığı için burada Allahın ılmi ayrıca tasrih olunarak ıhtısası böyle nefy-ü isbat ile ifade edilmiştir «اَللّٰهُمَّ يَسِّرْ لَنَا حُسْنَ اْلِاخْتِتَامِ» Sûrei Lokman ile vârid olan irşad ve da’vetin ıhtar ve tezkiri bir secde sûresi ile ta’kıb olunması ne güzeldir.