Kehf Sûresi 98. Âyet
Mekke · Cüz 16 · Sayfa 304
قَالَ هَٰذَا رَحۡمَةࣱ مِّن رَّبِّيۖ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ رَبِّي جَعَلَهُۥ دَكَّآءَۖ وَكَانَ وَعۡدُ رَبِّي حَقࣰّا ٩٨
Zülkarneyn dedi ki: "Bu Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldiği vakit de onu dümdüz yapacaktır. Rabbimin vaadi de haktır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
قَالَ dedi ki هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّٖى işte bu, rabbımdan bir rahmettir. - Ya’ni ne sizin işinizdir, ne benim, mahza nı’meti ilâhiyyeden bir ınayeti rabbaniyedir. Maamafih bunun da bir eceli vardır فَاِذَا جَآءَ وَعْدُ رَبّٖى جَعَلَهُ دَكَّآءَ rabbımın va’di geldiği vakıtta onu hâk ile yeksan edecektir. وَكَانَ وَعْدُ رَبّٖى حَقًّا ve rabbımın va’da haktır. - Kıyamet muhakkaktır. İleride Sûrei Enbiyada geleceği vechile «حَتّٰىٓ اِذَا فُتِحَتْ يَاْجُوجُ وَمَاْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ» sirri zahir olup Ye’cûc ve Me’cûc çıkacak, nizamı Arz, fesad bulacak, Kıyamet kopacaktır. Ba’zıları bunu seddi Çin zannetmişler ve binaenaleyh Ye’cûc ve Me’cûcun Mogollar ve Tatarlar olduğunu tevehhüm eylemişlerdir. Gerçi Pekin civarında denizden başlıyarak Altay dağlarının altlarına doğru yüzlerce saatlik bir mesafede uzanıp giden seddi Çinin hicretten dokuz asır kadar evvel dördüncü Çin sülâlesi devrinde Şimalden Mogol ve Tatarların tecavüzlerine karşı yapılmış olduğu tarihen nakilediliyor ve asârı cesimenin en hüyüklerinden sayılıyor ise de yapılmasından çok bir zaman geçmeksizin aşılmış geçilmiş olan bu seddin metaneti ve sureti binası Kur’anda mezkûr olan evsafa mutabık olmadığı anlaşılıyor. Diğer taraftan ba’zıları da demir kapı seddi demişler ve binaenaleyh Ye’cûc ve Me’cûc bu günkü Rusya sahasında tesavvur eylemişlerdir ki bu harab olmuştur. Doğrusu Kur’andaki evsaf, ikisine de muntabık olmadığı gibi diğer yerlerde ma’lûm olabilen sedlerin de hiç birine uymıyor, Allahü a’lem Kur’anın haber verdiği bu redim Zül’karneynden onun yapılmasını taleb eden kavmin bu sayede teşkil ettikleri hey’eti içtimaıyyeleri olsa gerektir ki demir kütleleri gibi salâbetli olan unsurlarına akıtılan feyzı rabbanî ile teşekkül etmiş madde ve ma’nevî bir sedd demek olur. Eğer bu kavmin, müfessirînin veçhile Türk idise burada Zül’kârneyne kuvvetle yardım eden Türklerin mazıde Arzı fesaddan kurtarmak için ettikleri hizmetin ehemmiyyeti iş’ar edilmiş olduğu gibi bi’seti seniyyeden sonra islâma yapacakları hizmete de işaret edilmiş demektir. Ve şu halde Türklerin inkırazı, Ye’cûc ve Me’cûc seddinin yıkılması ve nizamı Arzın fesadı demek olacaktır ki eşratı saattendir.
Hâsılı Şark-u Garbı dolaşan Zül’karneynin en büyük işi, mahzâ bir rahmeti rabbaniyye olan bu redmin inşasıdır ki yıkılması Yer yüzünde beşeriyyetin pek büyük bir felâketi olacaktır.
Nizamüddin Haseni Nisaburî «Garaibül’kur’an ve Regaibül’fürkan» namındaki tefsirinde buraya müteallık te’vilâti Sofiyyeden olmak üzere der ki: insan için terbiye ve irşad ile tahsıli mümkin bir kemali meknun ve bir kenzi medfun bulunduğu beyan edıldikten sonra Zül’karneyn kısasiyle şu da beyan edilmiş oluyor ki Arzda hılâfete müstehıkk olan ancak insani kâmildir, o ise iki canibine malik olan Zül’karneyndir. Çünkü ona Arzda temkin verilmiş ve vesaıt-u esbab âleminde her şeyin sebebine irdirilmiştir, bu suretle o hem nefsinde kâmil hem de gayrısini mükemmil olmuştur. Binaenaleyh bir sebeb ta’kıb ederek aşağı âleme doğru gitti ki o ruhı insanî Güneşinin Mağribidir, onu bir «ayni hamie» de batıyor buldu ki o âlemi tabiat ve ecsaddır. Ve orada bir kavim buldu onlar, kuvayı bedeniyye ve nüfusi Arzıyyedir. Ya Zel’karneyn, dedik, ya onları riyazat bıçağı ve mücahede kılıciyle öldürmek suretiyle ta’zib edeceksin yâhud da haklarında rıfk-u müdarâ ile güzellik yapacaksın, hâ, dedi: haysıyyetini mevzıinın gayrıda isti’mal ile alçaltarak zulm edene azâ bedeceğiz, arzu ve muradının hılâfına kahreyliyeceğiz, sonra rabbı olan Allah tealâya reddolunacak o da onu te’bıd azâbile ta’zib edecek. İyman edip salih amel yapana ise mükâfat olarak husnâ var ki o, vusul ve vısal makamıdır, hem ona emirlerimizden yüsür söyleyeceğiz ki o da fenâ ve mücahededen sonra hafiflik ve istirahattir. Sonra ervah âlemine vusul esbabından bir sebeb ta’kıb etti ki o insanın nefsi natıkası Güneşinin matlaıdır. Onu cismanî alâkalardan tecerrüd etmiş bir kavm üzerine doğuyor buldu, nihayet iki sedd arasına vardığında ki o teayyüş ve temeddün âlemi ve bedenin salâhı - meâde doğru cismaniyyet suretiyle kıyam ve kıvamı esbabının sahai cevelânıdır. Onların önünde hemen hemen söz anlamıyacak gibi bir kavm buldu, bunlar, gâyei emirleri cehli basıt olan avam, dediler ki Ye’cûc ve Me’cûc ya’ni muhtelif tabiat kuvvetleri beşeriyyet Arzında havassını mâ - hulika - lehinin gayrısında kullanarak fesad yapıyorlar biz, sana harc versek, terki vücud ve bezli mevcud etsek de bize bir sed yapıversen olur mu? Bana, dedi: kuvvet ile ya’ni himmeti sarife ve azîmeti sadıka ile yardım edin, demir kütleleri ya’ni melekâtı rasiha yahud demir gibi sağlam kalbler getirin, iki ucu denkleştirince: «مِنَ الْمَهْدِ اِلَى اللَّحْدِ» olunca üfleyin! Dedi: ezkâr-u evrada devam edin, nihayet kalb demirinde taat ve zikir hararetinin te’siriyle onu ateş haline getirince, getirin, dedi: ona bakır kaynağı dökeyim. Şeytanın hîlesi işlemiyecek veçhile o kalblerin içine mahabbet cevheri metanet kimyası dökeyim de ona rahmânın mâsivası yükselmesin. «حَسْبِىَ اللّٰهُ وَحْدَهُ» Zül’karneynin sözü hıtam buldu. Şimdi bakın va’di hak nasıldır? Hak tealâ buyuruyor ki: ٩٩ وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فٖى بَعْضٍ وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا ١ وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِرٖينَ عَرْضًا ١ ١ اَلَّذٖينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ فٖى غِطَآءٍ عَنْ ذِكْرٖى وَكَانُوا لَا يَسْتَطٖيعُونَ سَمْعًا ٢ ١ اَفَحَسِبَ الَّذٖينَ كَفَرُوٓا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَادٖى مِنْ دُونٖىٓ اَوْلِيَآءَ اِنَّآ اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرٖينَ نُزُلًا ٣ ١ قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْاَخْسَرٖينَ اَعْمَالًا ٤ ١ اَلَّذٖينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا ٥ ١ اُولٰٓئِكَ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَآئِهٖ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُقٖيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْنًا ٦ ١ ذٰلِكَ جَزَآؤُهُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُوٓا اٰيَاتٖى وَرُسُلٖى هُزُوًا ٧ ١ اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًا ٨ ١ خَالِدٖينَ فٖيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا
Meali Şerifi