AyetSûreler

Kehf Sûresi 83. Âyet

Mekke · Cüz 16 · Sayfa 302

وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَن ذِي ٱلۡقَرۡنَيۡنِۖ قُلۡ سَأَتۡلُواْ عَلَيۡكُم مِّنۡهُ ذِكۡرًا ۝٨٣

Bir de sana Zülkarneyn’den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَيَسْئَلُونَكَ عَنْ ذِى الْقَرْنَيْنِ bir de sana Zülkarneynden suâl ediyorlar, yâhud ederler -soranlar, ba’zı rivayete göre müşrikler, diğer ba’zı rivayete göre ehli kitab idi. Sûrenin sebebi nüzulünde zikrolunan rivayette Yehûdün telkini ile Kureyş müşriklerinin süâl ettiği geçmiş idi. Taberîde Ukbetibni Âmirden rivayet olunduğuna göre demiştir ki: bir gün Resulullaha «sallallahü aleyhi vesellem» hizmet ediyordum, huzurundan çıktım, ehli kitabdan bir kavm bana mülâkı olup biz Resulullaha süâl sormak istiyoruz istizan ediverdediler, ben de girdim, haber verdim «onlarla bana ne? Ben Allahın bildirdiğinden başkasını bilmem» buyurdu sonra «bana su dök dedi, abdest aldı namaz kıldı, namazı bitirince yüzünde sürurunu anladım, sonra «al içeri onları ve Eshabımdan kimi görürsen» buyurdu, binaenaleyh girdiler, huzurunda dikildiler, buyurdu ki «istersiniz kitabınızda yazılı bulduğumuz şeylerden sorunuz haber vereyim ve isterseniz ben haber vereyim» bunun üzerine «sen haber ver» dediler, «Zülkarneyden ve kitabınızda bulduğumuzdan soruyorsunuz? buyurdu. Bir de Âlûsînin kaydettiği üzere İbni Ebî Hâtemin Süddîden tahricine göre Hazreti Peygamber sallâllahü aleyhiveselleme Yehûd, demişler ki «ya Muhammed, sen ancak İbrahimi, Musâyı, Isâyı ve ba’zı Peygamberleri zikrediyorsun, çünkü onların haberlerini bizden işittin. Şimdi bakalım bize bir Peygamberden haber ver ki Allah tealâ onu Tevratta ancak bir yerden başka zikretmemiştir. O kim? buyurmuş, Zülkarneyn demişler ilh.

ZÜLKARNEYN ta’biri Zülyedeyn gibi bir lakabdır ki Zülcenaheyn vasfına benzer. Kamusta tafsıl

olunduğu üzere karn bir çok ma’nâlara gelir. Ezcümle boynuz, asır, bir zamanda mütekarın olan cemaat ma’nâlarına geldiği gibi insanın tepesine ve bâhusus başının yanlarına, ya’ni şakaklarına - ki hayvanda boynuzu yeridir - ve erkeklerin perçemine, kadınların zülflerine, Güneşin kursunun kenarına ve bir kavmın başında olan efendisine ilh... itlak olunur. Binaenaleyh Zülkarneyn lekabının vechi tesmiyesinde karnın ma’nâlarından her birine nazaran muhtelif mülâhazalar mümkin olduğundan müteaddid kaviller söylenmiştir. En meşhuru Kur’anın beyanından da anlaşılacağı vechile Arzın Şark-u Garbına sahib demek olmasıdır. Ki lisanımızda cihangir ta’bir olunur. Hüseyn vâız tefsirinde mezkûr olduğu üzere zâhir-ü bâtına sahib ma’nâsı da Kur’anın mezakına münasib vecihlerdendir. Buna da lisanımızda Zülcenaheyn denilir. Müfessirîn beyanatından Zülkarneyn lakabiyle telkıb edilmiş olan zevatın bir değil, müteaddid olduğu anlaşılıyor, Kur’anda zikrolunana «Zülkarneyni ekber» deniliyor.

Vaktiyle Yemende tebâbia denilen Hımyer mülûkünden ba’zı büyük fâtihlere, ezcümle Mekkenin binasında Hazreti İbrahime mülâkı olup ondan ahzi feyzettiği rivayet edilen Sa’b ve Semerkand İsminin namına nisbeti nakledilen Şemmer yer’aş Zülkarneyn yâdedilmiş oldukları gibi Afrîdun ve İskender gibi Arabın gayrından olan cihangirlere dahi bu lakab verilmiş ve bunların en müteahhırı, İskender olmak hasebiyle müverrihîn arasında «Zülkarneyn» şöhreti İskenderin olmuştur. Yehûd kitablarında Zülkarneyn Rumdan çıkan bir genç idiki Mısırı ve İskenderiyyeyi binâ etti ve şöyle yükseldi ve böyle yükseldi diye mezkûr bulunduğu hakkında bir rivayet dahi görülmek hasebile bu babda Tarihî münakaşayı bertaraf etmek istiyen ba’zı müfessirîn de Zülkarneyni ekberin İskender olduğunu kabul etmek istemişlerdir. Netekim Alûsî de buna zahib olmuştur.

Müvahhid bir hakîm olan ve fevkal’âde fütuhatiyle âlemde bir tarihi mahsus açmış bulunan İskenderin Zülkarneynlerden birisi olduğunu inkâra mahal yoksa da Kur’anda zikrolunan büyük zatların makamı nübüvveti de haiz bulunduğuna göre İskenderin bu derece yükseltilmesi şayanı kabul görülmemiş ve İskenderin bir sed yaptığı dahi tarihen ma’lûm olamamıştır. Bir de İskender, tarihi âhırda meşhur ve ma’lûm olduğu cihetle bunu Peygambere sormak sâillerin garazına muvafık olmazdı. Hakkında vahiyden başka bir suretle ma’lûmat alınması melhuz olan bir süâli nübüvveti imtihan etmek istiyen sâillerin garazlarına nasıl tevafuk eder? Onun için bu suâl tarihi kadimin zulümatına kadar dalan bir mevzu’ olmak ıktiza ediyor.

Gerçi İskenderden sonra da Şark-u Garbe sefer etmiş, sed yapmış cihangirler yok değildir. Meselâ Roma kaysarlarından birinin İngilterede, Kisrâ Nuşirevanın Kafkas dağlarında Babül’ebvab, ta’biri âharla demir kapı denilen mevkıde birer sed yapmış olduklarını tarihler gösteriyorlar. Lâkin bu suâlin, fütuhatı Garb-ü Şarkı tuttuktan sonra Şimalden Askitlere kadar varan ve aynı zamanda Akdenizden Şab denizine kadar bir sed yaptığı rivayet olunan Mısırlı büyük Ramzes gibi maddî ma’nevi bir şöhreti haiz bulunan daha eski ve daha yüksek bir cihangiri istihdaf etmiş olmak rivayeten ve dirayeten daha mülâyimdir. O halde bu Zül’karneyn kimdir?

Ba’zıları bunun İbrahim aleyhisselâm zamanına musadif Afrîdun ibni Esfiyan ibni Cemşid olduğunu söylemişlerdir. Ki Pişdadiyanı İrandan adâlet ve husni siyretle meşhur idi. Zül’karneynin mukaddimesinde Hızır bulunuyordu, Hızır, Afrîdun zamanında ba’solunup Hazreti Musâ zamanına kadar kalmış idi, Zül’karneyn, İbrahim aleyhisselâm zamanında idi gibi Ehli kitabi üvelden merviy ba’zı sözler bunula alâkadar görünür. Ebû Zeydi belhî «Suveri ekalîm» namındaki kitabında Afrîdunun vahyile müeyyed olduğunu söylemiş ve tarihler büyük bir cihangir olduğunu nakleylemişler.

İbni İshak «Zül’karneyn» in ismi Merziban ibni Merduye olduğunu söylemiş, ba’zıları Abdullah ibni Dahhâk demiş, ba’zıları da Mus’ab ibni Abdullah ibni Feynan ibni Mensur ibni Abdullah ibnil’ezr ibni Avn ibni Zeyd ibni Kehlân ibni Sebe ibni Ya’rub ibni Kahtan demişlerdir. Ebû Reyhani Beyrunî «اَلْاٰثَارُالْيَاقِيَةُ عَنِ الْقُرُونِ الْخَالِيَةِ» nam eserinde «Zül’karneyn» Ebû Kerb semiyy ibni Ubeyd ibni Efrîkışelhımyerîdir. Bunun mülkü Arzın meşarık ve meğaribine baliğ olmuştu ve Hımyerî şâırin قد كان ذو القرنين جدى مسلمًا ملكا علا فى الارض غير مفند بلغ المشارق والمغارب يبتغى اسباب امر من حكيم مرشد Diye, iftihar ettiği de odur, deniliyor ki akrebdir. Çünkü Zül’menar, Zûnüvas, Zünnun, Zuruayn, Zûyezen, Zûceden gibi «zûler hep Yemendendir» demiş, elhalete hazihi Afrika kıt’asını namına nisbetle tanımakta olduğumuz Afrikış, Zûl’menar unvanile mülûki Hımyerin ma’ruflarındandır. Tancaya kadar vasıl olduğu, Afrikıyye şehrine bina ettiği, Berberleri Filestin, Mısır ve sahilden Mağribe nakleylediği tarihlerde zikrolunuyor. Lâkin bunun torunu olduğu söylenen «Ebû Kerb semiyy veya Şems ibni Umeyr» namında birisi tarihen tesbit olunamamış ve binaenaleyh Ebû Reyhanın nakline ı’tiraz edilip bunun «Şemmeryeraş» lâfzından muharref olması ihtimali ileri sürülmüştür. Filvakı’ bir rivayette Şemmer Efrîkışın oğlu olup Irak ve Çine doğru hareket ederek vardığı yerlerde kitabeler diktirdiği ve Semerkand kal’asını kalı’ettiği ve hattâ Semerkand «Şemmer» in kopardığı, ya’ni «Semmerkend» yâhut «Şemmer şehri» demek olduğu zikr olunmuş ve Huzaa şâıri Dıbil mülûki Yemen ile iftihar ederken buna işare ten şunu söylemiştir: هموا كتبوا الكتاب بباب مرو وباب الشاش كانوا الكاتبينا وهم سموا بشمر سمرقندا وهم غرسوا هناك النابتينا Ba’zıları bu «Şemmer» in başında iki saç örgüsü olduğundan dolayı Zül’karneyn tesmiye edildiğini nakletmiş ise de ercah rivayette Şemmer, Efrikîşin oğlu değil «Nâşirünniam» ın oğlu olduğu gibi Süleyman aleyhisselâm zamanındaki Belkisten müteahhır olmak hasabiyle Kur’andaki Zülkarneynin daha mukaddem olması ıktıza edeceği dermiyan olunmuştur. Netekim Ebûlfida tarihinde der ki «Zülkarneyn, «Râyiş» in oğlu Sa’bdır. Babası Râyiş Tübbaı evvel, Sebei, asgarın oğlu Sayfînin oğlu Kaysın oğlu denilmiş ise de Lokmanın biraderi «Züsüded» in oğlu Haris Râyiştir. İbni Said ibni Abbas Hazretlerine Kur’anda zikolunan Zülkarneynden suâl edildi, Hımyerdendir dedi ki o mezkûr sab’dır diye nakleylemiştir. Binaenaleyh kitabı azîzde zikredilen Zülkarneyn, İskenderi Rumî değil, mezkûr Sa’b İbnürrâyiştir» اه. Kamus mütercimi Asım Efendi de İskender kelimesinde bu kavli te’yid ederek daha ba’zı tafsılât nakleylemiştir. Fakat bir taraftan Sa’bın bir taraftan da Afrîdunun İbrahim aleyhisselâm zamanında oldukları hakkındaki rivayetleri tevfık etmek de pek sa’b ve müşkil görünüyordu. Gerçi Kur’anın bir kaç yerinde şa’şeai mâzıyesi ıhtar edilen Sebâ medeniyyetnin cihanda misli yaradılmamış olduğu ıhtar olunan «İreme zatil’ımad» Cennetinin sahibleri olan ve Semûd kavmini Yemenden tard-ü ihrac eden Hımyer ve Tebabia Devletinin şeddada mukabil Lokman ve Zülkarneynede mehdi zuhur olması akrebi ihtimaldir. Ve bunlardan birinin ve belki bir kaçının Zülkarneyn yad edilmiş olduğu da anlaşılmaz değildir. Bununla beraber tarihin zalâmı mechuliyyeti içinde bunların tetkıkı müşkil olduğu gibi Kur’anda zikrolunan Zülkarneynin bunlardan o unvanı almış birisi mi yoksa İbni Ishakın evlâdi Yâseften dediği gibi Arabın gayriden gelen büyük cihangirlerden birisi mi olduğunu kestirmek mümkin olamıyor. Onun için Siyeri ibni Hişâm şarihi Süheylînin kabul ettiği vecihle bu babda en sağlam hukmü Hazreti Alîden rivayet olunan şu fıkrada buluyoruz: «Zülkarneyn bir abdi salih idi ki Allahı sevmiş Allah da onu sevmişti» filhakıka bunun isim ve şahsiyyetiyle ta’yinine kalkışmak Kur’anın mezakına da muvafık değildir. Zira süâl, Zülkarneyn vasfı üzere iyrad edilmiş olduğu gibi cevabda da ismi ve şahsiyyetin ta’yinine tearruz olunmayıp ancak o vasfın menatını iyzah eden kıssayi tezkir ile buyuruluyor ki:

قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًا de ki size, ondan bir zikir, tilâvet edeceğim bir zikir, ya’ni onu andıracak unutulmaz bir yad, hatırlarda tutulacak dillere dasitan olacak bir muhtıra, şöyle ki: ٨٤ اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِى الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ سَبَبًا ٨٥ فَاَتْبَعَ سَبَبًا ٨٦ حَتّٰىٓ اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فٖى عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّآ اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّآ اَنْ تَتَّخِذَ فٖيهِمْ حُسْنًا ٨٧ قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّهٖ فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُكْرًا ٨٨ وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَآءً الْحُسْنٰى وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْرًا ٨٩ ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا ٩ حَتّٰىٓ اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا ٩١ كَذٰلِكَ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَالَدَيْهِ خُبْرًا ٩٢ ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا ٩٣ حَتّٰىٓ اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًا لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا ٩٤ قَالُوا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَاْجُوجَ وَمَاْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا ٩٥ قَالَ مَا مَكَّنّٖى فٖيهِ رَبّٖى خَيْرٌ فَاَعٖينُونٖى بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا ٩٦ اٰتُونٖى زُبَرَ الْحَدٖيدِ حَتّٰىٓ اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتّٰىٓ اِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ اٰتُونٖىٓ اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا ٩٧ فَمَا اسْطَاعُوٓا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا ٩٨ قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّٖى فَاِذَا جَآءَ وَعْدُ رَبّٖى جَعَلَهُ دَكَّآءَ وَكَانَ وَعْدُ رَبّٖى حَقًّا

Meali Şerifi