Kehf Sûresi 77. Âyet
Mekke · Cüz 16 · Sayfa 302
فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَيَآ أَهۡلَ قَرۡيَةٍ ٱسۡتَطۡعَمَآ أَهۡلَهَا فَأَبَوۡاْ أَن يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارࣰا يُرِيدُ أَن يَنقَضَّ فَأَقَامَهُۥۖ قَالَ لَوۡ شِئۡتَ لَتَّخَذۡتَ عَلَيۡهِ أَجۡرࣰا ٧٧
Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu. Musa: "İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın" dedi
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
حَتّٰىٓ اِذَآ اَتَيَآ اَهْلَ قَرْيَةٍ nihayet bir karye ehline vardılar - ileriden anlaşılacağı üzere bu bir şehir idi, bir çokları Antakye olduğunu söylemiş. Antakye ismi müteahhır olduğuna göre eski ismi başka olmak lâzım gelir. Bundan başka (Übülle) denilmiş, (Berka) denilmiş, Nesarânın nisbet olunduğu Nâsıra denilmiş, Bacırvan denilmiş, arzı Rumda bir karye denilmiş, Endelüste Cezirei Hadrâ denilmiş, şu halde bu karyenin mevsukan ta’yini matlûb olmadığından nekire gösterilip yalnız şöyle bir vasfı anlatılmıştır: Bir karye ki اسْتَطْعَمَآ اَهْلَهَا ahalisinden yiyecek istediler فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا de onları müsafir etmekten ibâ ettiler. - Burada «اهل» in iki def’a zikrolunması birisi şehrin asıl hükûmeti. biri de umum ahalisi olmak gibi iki ma’nâya işaret olsa gerektir. İkisinden de maksud, aynı ma’nâ ile ahali demek olduğuna göre tekrar, mücerred teşnı için olmuş olur. Filvakı’ bu karyenin havass-ü avammiyle bütün ahalisi o kadar alçak imişler ki iki kişiyi müsafir etmekten çekinmişler. Bu alçaklığa karşı gösterilen büyüklüğe bakınız: فَوَجَدَا فٖيهَا جِدَارًا يُرٖيدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُ o vakıt orada bir divar buldular ki yıkılmak istiyordu hemen onu doğrultuverdi. - Nakledildiğine göre bu bir kal’a divarı gibi yüksek ve kalın bir divar imiş, ba’zılarının zannettiği gibi ihtimal bunu yıkmış ve durup yeniden yapmıştır. Lâkin böyle bir memlekette, o garib vaz’ıyyette bir divarı yıkmaya kalkışmak bile alel’âde bir şey olmıyacağı teammül olunursa siyakı beyandan bunun bir harika tarzında doğrultuluvermiş olduğunu anlamak lâzım gelir. Netekim İbni Abbastan ve ibni Cübeyrden rivayet olunduğu söylenmiştir. Ve Kurtubî tefsirinde sahih olan budur demiştir. Fivakı’ Enbiya ahvaline ve cereyanı kıssaya yakışan da budur.
Bunu gören Musâ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْرًا dilese idim, dedi: her halde buna bir ücret alırdım-yiyecek istemek gibi acı bir ıhtiyacın mütehakkık olduğu bir sırada mümkin olan bir kesbi bırakıp fuzulî bir teberru’ yapmağa kalkışmak Musâya ma’nâsız göründü de sabrını tutamadı. Şu kadar ki bu def’a evvelkiler gibi hıddet ile değil, mülâyemetle ı’tiraz etti ve bâlâdaki sözü mucebince müsahabetin inkıtaı lâzım geleceğinden çekinmedi. Onun için Hızır da: