Kasas Sûresi 43. Âyet
Mekke · Cüz 20 · Sayfa 390
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ مِنۢ بَعۡدِ مَآ أَهۡلَكۡنَا ٱلۡقُرُونَ ٱلۡأُولَىٰ بَصَآئِرَ لِلنَّاسِ وَهُدࣰى وَرَحۡمَةࣰ لَّعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ ٤٣
Andolsun ki biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa’ya olur ki düşünür, öğüt alırlar diye, insanlar için apaçık deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab’ı (Tevrat’ı) vermişizdir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ Celâlım hakkı için Mûsâya o kitabı, ya’ni Tevratı مِنْ بَعْدِ مَآ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْاُولٰى kurûni ûlâyı ihlâk ettiğimizden sonra - demek ki Kur’anın lisanında kurûnı ûlâ Fir’avnın helâkiyle hıtam buluyor. Ve işte sûrei «طه» da Fir’avnın «فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُولٰى» suâline «قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّٖى فٖى كِتَابٍ لَا يَضِلُّ رَبّٖى وَلَا يَنْسٰى» cevabının ma’nâsı da bu olduğu buradan anlaşılıyor. Fir’avnın helâkinden veya Tevratın nüzulünden islâmın zuhuruna kadar kurunı vustâ oluyor, islâmın zuhûriylede âhir zaman, ya’ni kurûnı uhrâ başlıyor. Demek ki Hazreti Mûsânın bi’seti ile kurûnı ûlâ kapanıp kurûnı vustâ açıldığı gibi bi’seti Muhammediyye ile de kurûnı vustaya nihayet verilip kurûnı uhrâ açılıyor. Ancak Hazreti Musânın bi’setinden Fir’avnın garkına kadar olan müddet kurûnı ûlâya mahsub edilmiş olduğu gibi bi’seti Muhammediyyeden hicreti seniyye kadar olan müddet de kurunı vustaya mahsub edilerek tarihi islâm Hicretten başlamıştır.
İşte Tevratı kurûnı ûlânın ihlâkinden sonra بَصَآئِرَ لِلنَّاسِ nâsın kalblerini tenvir edecek basîretler وَهُدًى وَرَحْمَةً ve bir hidayet ve rahmet olmak üzere verdik لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ gerek ki tezekkür ederler diye - kurunı ûlânın halini düşünür ıbret alırlar da Fir’avn ve askerleri gibi zulüm, haksızlık etmezler, ateşe gitmezler diye. Bu suretle Tevratın nüzulü hikmetini beyandan sonra Kur’anın inzali hikmetiyle risaleti Mûhammediyyeyi de anlatmak için buyuruluyor ki: