İbrâhîm Sûresi 9. Âyet
Mekke · Cüz 13 · Sayfa 256
أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَبَؤُاْ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ قَوۡمِ نُوحࣲ وَعَادࣲ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَا يَعۡلَمُهُمۡ إِلَّا ٱللَّهُۚ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَرَدُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فِيٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَقَالُوٓاْ إِنَّا كَفَرۡنَا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ وَإِنَّا لَفِي شَكࣲّ مِّمَّا تَدۡعُونَنَآ إِلَيۡهِ مُرِيبࣲ ٩
Sizden öncekilerin; Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Onları, Allah’tan başkası bilmez. Peygamberleri onlara mucizeler getirdi de onlar ellerini ağızlarına koydular ve dediler ki: "Biz sizinle gönderileni inkâr ettik ve bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اَلَمْ يَاْتِكُمْ – Bu hitab zahiren kelâmı Musâdan gibi görünürse de tarafı ilâhîden kavmi Resule bir ibtidai hıtab olması bir çok müfessirînce tercih edilmiştir. Filvaki’ Tevratta Ad ve Semudün zikri olmadığı doğru ise bu müteayyin demektir.
لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُ Ki onları Allahdan başkası bilmez - ya’ni kavmi Nuh ve Ad ve Semudden sonra tarihin mechuliyyeti içine gömülmüş, mikdar ve hususıyyetlerini Allahdan başkasının bilemeyeceği daha nice kavmler «وَقُرُونًا بَيْنَ ذٰلِكَ كَثٖيرًا» mantukunca ne kadar çok karınlar mahv-ü munkarız olmuştu ki bunlar hakkında da «مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ» buyurulduğu üzere velev kısmen ve icmalen olsun haber gelmedi mi? İbni Mes’ud radıyallahü anh bu âyeti okuduğu zaman dermiş ki «كذب النسابون» ya’ni Ilmi ensab iddiasında bulunanlar ve Âdeme varıncaya kadar bütün urukı beşerin silsilei nesebini ta’yine kalkışanlar yalan söylemiş olurlar. Zira «لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُ» buyurulmuştur. İbni Abbas radıyallahü anhümadan merviydir ki «Adnan ile İsmail arasında otuz baba vardı ki ma’ruf değildir» demiştir. Aleyhıssalâtü vessalâmdan mervidir ki «Maadd ibni Adnan Edd» i geçmezdi ve buyurmuştur ki «تَعَلَّمُوا مِنْ اَنْسَابِكُمْ مَا تَصِلُونَ بِهِ اَرْحَامَكُمْ وَ تَعَلَّمُوا مِنَ النُّجُومِ مَا تَسْتَدِلُّونَ بِهِ الطَّرِيقَ» neseblerinizden erhamınıza sıle yapacak kadarını öğrettiniz, yola istidlâl edecek kadar da nücum öğrettiniz. Ba’zı müfessirîn de demişlerdir ki şu halde bu münasebetle hılkati Âdemden beri geçen senelerin adedini de kestirmek mümkin değildir. Onu da Ancak Allah bilir.
Bütün o kavmler ne oldu bilir misiniz? - جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ Onlara Resulleri beyyinelerle geldiler. - Açık deliller, beyanlar, mu’cizeler getirdiler فَرَدُّوٓا اَيْدِيَهُمْ فٖٓى اَفْوَاهِهِمْ de onlar ellerini ağızlarına ittiler -gayızlarından parmaklarını ısırdılar, yahud bütün kuvvetlerile ağızlarını tutmağa, susdurmağa çalıştılar, yahud o Peygamberlerin kendilerini uzatılan desti imdad ve hidayetlerini ağızlarıle reddettiler, öpecek yerde ısırdılar
وَقَالُوٓا ve dediler ki اِنَّا كَفَرْنَا بِمَآ اُرْسِلْتُمْ بِهٖ her halde biz sizin kendisile gönderildiğiniz şeylere kâfiriz - ve getirdiğiniz beyyinelere inanmayız. Da’vetinize gelince de وَاِنَّا لَفٖى شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَآ اِلَيْهِ bizi da’vet ettiğiniz şeylerden de muhakkak ve muhakkak şekk içindeyiz مُرٖيبٍ öyle bir şek ki kocundurucu - ya’ni pireleniyoruz, kuşkulanıyoruz, ürküyoruz. ١ قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِى اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى قَالُوٓا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا تُرٖيدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَآؤُنَا فَاْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُبٖينٍ ١١ قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهٖ وَمَا كَانَ لَنَآ اَنْ نَاْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١٢ وَمَا لَنَآ اَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلٰى مَآ اٰذَيْتُمُونَا وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ ١٣ وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَآ اَوْ لَتَعُودُنَّ فٖى مِلَّتِنَا فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمٖينَ ١٤ وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْ ذٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامٖى وَخَافَ وَعٖيدِ ١٥ وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنٖيدٍ
Meali Şerifi