AyetSûreler

Hucurât Sûresi 17. Âyet

Medine · Cüz 26 · Sayfa 517

يَمُنُّونَ عَلَيۡكَ أَنۡ أَسۡلَمُواْۖ قُل لَّا تَمُنُّواْ عَلَيَّ إِسۡلَٰمَكُمۖ بَلِ ٱللَّهُ يَمُنُّ عَلَيۡكُمۡ أَنۡ هَدَىٰكُمۡ لِلۡإِيمَٰنِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ۝١٧

Onlar İslâm’a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi imana erdirdiği için Allah sizin başınıza kakar. Eğer doğrulardan iseniz (Allah’a minnettar olmanız gerekir)

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

يَمُنُّونَ عَلَيْكَ اَنْ اَسْلَمُوا müsliman olduklarını sana karşı mennediyorlar - sana bir minnet sayıyorlar, başına kakıyorlar, seni minnetdar etmek istiyorlar.

MİNNET, o ni’mettir ki onu veren verdiği kimseden hiç bir sevab istemez, yalnız onun ihtiyacını kesmek

ister ki bu ebedî şükre değer büyük bir ni’met olur. Veren hiç bir karşılık beklemediği ve hiç bir şey yapmamış gibi kesip attığı için alan kimse ebeden minnetdar kalır. Öyle ni’met cana minnet kesilir. İşte fi’len böyle bir nı’met ile minnetdar etmeğe menn denildiği gibi onu hisaba alıp söylemeğe, ya’ni başa kakmağa da menn etmek, minnet saymak denilir. İkisi de kesmek ma’nâsına «من» den me’huzdur. İn’am fi’li ihtiyacı keser, söylemek de ni’meti keser ve şükrün kesilmesini ıktiza eyler. Lâkin Râgıb, bu menn-ü minnetin evzandan olan batman ma’nâsına «من» den me’huz olduğuna kail olarak der ki: minnet ni’meti sekîle demektir. Ve bu iki vechile söylenir: birisi fı’l ile olur. Fülân Fülâna menn etti denir ki ni’met ile ağırlaştırdı, ya’ni çok ni’met verdi demektir. «لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَآءُ نُرٖيدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذٖينَ» hep bu ma’nâyadır. Hakîkatte bu ancak Allah tealâdan olur. İkincisi de söz ile olur, o ağırlık lâf ile verilir ki insanlar arasında bu çirkin sayılır. Meğer ki küfranı ni’met halinde ola, ve çirkin olduğu için «اَلْمِنَّةُ تَهْدِمُ الْصَنِيعَةَ= minnet iyiliği yıkar» denilmiştir. Küfran halinde söylenmesi iyi düşeceğinden dolayı da «اِذَا كُفِرَتِ النِّعْمَةُ حَسُنَتِ الْمِنَّةُ= ni’met nankörlükle karşılanınca minnet güzelleşir» denilmiştir: «يَمُنُّونَ عَلَيْكَ اَنْ اَسْلَمُوا قُلْ لَاتَمُنُّوا عَلَىَّ اِسْلَامَكُمْ» kavli ilâhîsinde onlardan olan minnet kavl ile, Allahdan onlara olan minnet de fı’l iledir ki onlara hidayetidir اه. «Râgıbın bu son sözü câyi nazardır. Burada Allah tealânın onlara menni hidâyet ni’metine karşı küfran halinde hasen olan kavlen ıhtar ma’nasında olmalıdır. Zira fı’l ile minnet ve hidâyette inzar ma’nâsı yoktur. Halbuki bu menni ilâhî nehiyden sonra bir inzar siyakındadır. قُلْ لَاتَمُنُّوا عَلَىَّ اِسْلَامَكُمْ de ki islâmınızı bana minnet saymayın: benim başıma kakmayın بَلِ اللّٰهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ belki Allah size menn eder. - Ya’ni menn sizin hakkınız değil, bil’akis Allahın hakkıdır. Siz müsliman olduk diye başa kakarsanız doğrusu Allah size minnetinin ağırlığını yükletir, ni’metini başınıza kakar. اَنْ هَدٰيكُمْ لِلْاٖيمَانِ çünkü sizi iymana hidâyet buyurmuştur اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ eğer sadık iseniz - ya’ni «اٰمَنّاَ» demekte doğru iseniz dediğiniz gibi hakıkaten mü’min, sâdık müsliman iseniz, iyman çok büyük bir ni’met, buna hidâyet Allahdan bir minnet olduğu için siz buna şükretmeyip de onu Peygamberin başına kakarsanız Allah tealâ bu hidayete karşı küfranınızdan dolayı sizin başınıza kakar, hıtabı ıtabının ağırlığı altında ezer, ni’metini keser.