Hicr Sûresi 22. Âyet
Mekke · Cüz 14 · Sayfa 263
وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ ٢٢
Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَاَرْسَلْنَاالرِّيَاحَ لَوَاقِحَ Levakıh olarak rüzgârlar da gönderdik - levakıh, «likah» tan lâkıhanın cem’ıdır. Likah, aşı demektir. Lâkıha da aşılı veya aşıcı ma’nâlarına gelir.
Bu âyetin bu mazmunu da başlı başına bir mu’cizei ilmiyyedir. İbni Abbastan bunun tefsirinde: rüzgârlar eşcar ve sehabın levakıhıdır diye menkuldür. Hasen, Dahhâk, Katâde de bunu söylemişlerdir. Razî bunu kaydettikten sonra der ki: erkek dişiye suyunu ilka edip de dişi hâmil olunca «لَقَحَتِ النَّاقَةُ وَاَلْقَحَهَا الْفَحْلُ» denilir ki erkek telkıh etti dişi tuttu, hâmil oldu demektir. Bunun gibi rüzgârlar da bulutların erkekleri mecrâsına caridir. İbni Mes’ud Hazretleri bu âyetin tefsirinde demiştir ki: Allah tealâ, riyahı sebaha telkıh için gönderir. Onlar da suyu hâmil olup bulutlara mecceder. Sonra sehabı sıkıştırıp bir likah gibi akıtır.» Bu iyzah rüzgârların sehabı ilkahını bir tefsirdir. Fakat eşcarı aşılamasının tefsirini zikretmemişlerdir. اه. Ya’ni âyetin berveçhi balâ birrivaye tefsirinde rüzgârların ağaçları da aşıladığı menkul olmakla beraber nasıl aşıladığı izah edilmemiş, bir müfessir olduğu gibi bir tabib dahi olan Fahri Razî için de bu nokta, meçhul kalmıştır. Gerçi ağaç aşılamak eskiden beri ma’lûm bir şey ise de bununla ruzgârın bir münasebeti yoktu. Nebatatta rüzkârın yapabileceği bir telkıh yakın zamanlara kadar bilinmiyordu. Sûrei «Ra’d» da beyan olunduğu üzere «مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فٖيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ» hakıkati münkeşif olduktan, ya’ni bütün nebatatın çiçeklerinde erkek dişi çifti bulunduğu ve erkeğin dişiyi telkihile semereler hasıl olduğu anlaşıldıktan sonradır ki rüzgârların bir aşıcı hizmeti iyfa ettikleri anlaşıldı. Ve bu suretle «وَاَرْسَلْنَاالرِّيَاحَ لَوَاقِحَ» âyetinin de «مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ» âyeti gibi meçhul bir hakikati ilmiyyeyi haber verdiği bin bu kadar sene sonra tebeyyün ve tavazzuh etmiş ve binaenaleyh bu âyetin de bir mu’cize olduğu tezahür eylemiştir.
İşte rüzgârlar, nâkıl ve nâşir oldukları için faidelerinden bilhassa birisi de böyle eşcar ve nebatatı aşılamasıdır. Bunun husulü için de rüzgârın bir kadri ma’lûm ile muvafık ve mülâyim bir surette esmesi lâzımdır. Yoksa telkih yerine tahrib olur. Rüzgâr, hevanın bir haraket ve cereyandır ki hevanın muhtelif surette ısınıp soğumasındaki tahavvülât ile husule gelir. Tabiatta bu tahavvülât ise hararet ve bürudet tabiatleri üzerinde hâkim bir te’sire mütevakkıf olduğundan bütün rüzgârlar doğrudan doğru bir tasrifi ilâhî olduğu gibi bunların telkıh yapacak bir derecede esmeleri de doğrudan doğru bir lûtfı rabbanîdir.
Bununla beraber düşünmeli su olmasaydı bu aşılar ne olur, hayat ne olurdu? Onun için rüzgârlara bulutları da aşılatarak فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَآءِ مَآءً Semadan bir su dahi indirdik - yağmur yağdırdık فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُ da onu size sunduk -tabiata kalsa ne rüzgâr eser ne telkıh olur, ne yağmur yağardı وَمَآ اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِنٖينَ onu hazînelerde saklıyan da siz değilsiniz - ya’ni yağdıktan sonra dağlarda, pınarlarda, kuyularda, göllerde, havuzlarda, mahzenlerde, küplerde, destilerde ilâh.. tutan da siz değilsiniz, biziz. Burada rüzgârların irsal, suyun inzal ile ifadesi aynı zamanda bir de temsil iyma eder. Zira, «erselna» irsali rüsülü, «enzelna»da inzali kitabı hatırlatır. Ve demek olur ki: işte Allah tarafından gönderilen Peygamberler de o riyahı levakı’ gibidir; feyzı ilâhîyi hamil olarak kabiliyeti olanlara neşr-ü telkıh ederler. Kitabı münzel de, o mâi semâvî gibi mayei hayattır.