Hadîd Sûresi 26. Âyet
Medine · Cüz 27 · Sayfa 541
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحࣰا وَإِبۡرَٰهِيمَ وَجَعَلۡنَا فِي ذُرِّيَّتِهِمَا ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلۡكِتَٰبَۖ فَمِنۡهُم مُّهۡتَدࣲۖ وَكَثِيرࣱ مِّنۡهُمۡ فَٰسِقُونَ ٢٦
Andolsun, Nuh’u ve İbrahim’i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا وَاِبْرٰهٖيمَ – «لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ» kavlini bir nevi’ tafsîldir. Vav, istinafiyye lâm, kasem müvattıesi, kad tahkık içindir. «وَبِجَلَالِى قَدْ اَرْسَلْنَا» demek gibidir. Bu kuvvetli te’kidler «vav» ın delâlet ettiği mukadder bir suâlin cevabı ve Resuli ekremin kitabdan maada bir de kuvvet ve seyf ile mücahedeye me’mur olarak irsali esbabının iyzahı olan bu beyanı takviye ve ehemmiyyetini iş’ar içindir. Mukadder suâl, kelâmin gelişinden anlaşıldığına göre şöyledir: Açık mu’cizelerle Resuller gönderildikten ve beraberlerinde kitab ve miyzan indirildikten sonra insanların adaletle doğrulmaları için bunlar kâfi olmalı değil midi? O halde bir de demirin şiddetli be’si ile menafiının istihsali için mücahede emri ve onunla inzar edici yeni bir Resul irsalinin hikmeti nedir? İşte hem bu gibi hatıralara cevab hem de Sûrenin âhırini evveline uygun bir hâtime ile bağlamağa temhid olmak üzere buyuruluyor ki: namı celâlime yemîn ile söylerim hakıkaten biz Nuhu ve İbrahimi gönderdik وَجَعَلْنَا فٖى ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ zürriyyetlerinde de nübüvvet ve kitabı ata kıldık - ya’ni kendilerine risalet verdikten başka zürriyyetleri içinde de Peygamberler yaptık ve onlara kitablar vahiy eyledik. İbni Abbastan burada kitab, kalem ile yazı ma’nasına olduğuna dair bir rivayet vardır. Buna göre demek olurki daha evvel vahiy olunan kitablar yalnız ezberlerde tutulabilenlerden ibaret iken sonradan yazının icadiyle yazılmağa da başlanmıştır. Netekim Tevrat yazının icadından sonra nâzil olan kitablardandır. فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍ öyle iken içlerinden hidayeti kabul eden doğru yolu tutan var وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ onunla beraber çokları fâsıktırlar. - Doğru yola yanaşmamış yâhud doğru yoldan çıkmış, fıskı, âdet edinmişlerdir. Demek ki yalnız kitab emri insanların insaf ve hakkaniyyetle tutunmaları için kâfi değildir. Bunun halâ da böyle olduğunu isbat için de buyuruluyorki