Hadîd Sûresi 18. Âyet
Medine · Cüz 27 · Sayfa 539
إِنَّ ٱلۡمُصَّدِّقِينَ وَٱلۡمُصَّدِّقَٰتِ وَأَقۡرَضُواْ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰا يُضَٰعَفُ لَهُمۡ وَلَهُمۡ أَجۡرࣱ كَرِيمࣱ ١٨
Şüphesiz sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah’a güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat artırılır ve onlara şerefli bir mükafat vardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖٓ hem Allaha ve Resulüne iyman edenler - ki iymanlarının keyfiyyeti surei «بقره» nin hâtimesinde beyan olunmuştu اُولٰٓئِكَ هُمُ الصِّدّٖيقُونَ وَالشُّهَدَآءُ onlar hep sıddîkler ve şehîdlerdir.- SIDDÎKLER; Allahı ve Resulünü tasdık ve tasdıkına sadakatta en ileri gidenler. ŞEHİDLER: Allah yolunda can veren mücahidlerki Cennetlik olduklarına şehadet edilmiş meşhudlar. Yâhud hakikatte ölmüş olmayıp hayatta bulunduklarına şehadet edilmiş olmakla henüz hazır demek olan şahidlerdir. عِنْدَ رَبِّهِمْ rablarının ındinde - Allah yanında, ya’ni hakikî Mü’minler, Allahın huküm-ü ılminde sıddîkler ve şehidler hukmünde ve tıbkı onlar gibidirler. Çünkü Allaha ve Resulüne hakikaten iyman etmiş olanlar onlar gibi Allahın ve Peygamberlerinin bütün haberlerini tasdık ve iymanına sadakat eder ve Allah için onların fiıllerine sıdk ile şehadet ve muavenet eylerler. Onun için لَهُمْ onlara - öyle sıdk-u şehadet ile iyman edenlere اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ onların ya’ni sıddîklerin ve şehidlerin ecirleri ve nurları vardır. - Onlar da onlara mev’ud olan ecr-ü nura nail olurlar. Müfessirlerin beyanına göre şu fark ile ki bunlarınki onlarınki gibi katlanamaz. Bu suretle seçilirler. Aralarında mahiyyet farkı bulunmaz, lâkin keyfiyyet ve derece farkı bulunur. Ba’zı müfessirler de bu âyeti başka türlü rabt etmişler ve demişlerdirki «اُولٰٓئِكَ» nin haberi «هُمُ الصِّدّٖيقُونَ» da tamam olmuştur, burada vakfetmelidir. «وَالشُّهَدَآءُ» «الصِّدّٖيقُونَ» e ma’tuf değil, mübtedadır. Haberi «لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ» dür. Ve bu üç zamirin üçü de şühedaya racı’dir. Buna göre mâna şu olur: «Allaha ve Resulüne iyman edenler, onlar hep sıddîklerdir. Rablarının ındinde şehidler ise onların kendilerine mahsus ecirleri ve nurları vardır,» Bu surette şühedadan murad «فَكَيْفَ اِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ بِشَهٖيدٍ» âyetinde olduğu gibi Peygamberler olmak da melhuzdur. وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَآ اُولٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ âyetlerimize yalan deyip küfredenler ise onlar hep eshabı Cahîmdir. - Cehennemde muhalleddirler. Kazıy Beyzavî derki bundan nârda hulûdun kâfirlere mahsus olduğu anlaşılır. Zira terkib ıhtısasa delâlet ettiği gibi suhbet de orfen mülâzemete delâlet eyler.
Mü’min ve kâfir iki kısmın âhıretdeki hallerini bu suretle beyandan sonra Dünyanın, yâni âhıret saadetini istihsâl için sarf olunmıyan fanî hayatın ehemmiyyetsizliğini tasvir ile Âhıret kazancına teşvık için buyuruluyorki: ٢ اِعْلَمُوٓا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌ وَمَاالْحَيٰوةُ الدُّنْيَآ اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ٢١ سَابِقُوٓا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَآءِ وَالْاَرْضِ اُعِدَّتْ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَآءُ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ ٢٢ مَآ اَصَابَ مِنْ مُصٖيبَةٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فٖٓى اَنْفُسِكُمْ اِلَّا فٖى كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَا اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرٌ ٢٣ لِكَيْلَا تَاْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَآ اٰتٰيكُمْ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ ٢٤ اَلَّذٖينَ يَبْخَلُونَ وَيَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِىُّ الْحَمٖيدُ ٢٥ لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمٖيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَاَنْزَلْنَا الْحَدٖيدَ فٖيهِ بَاْسٌ شَدٖيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ اِنَّ اللّٰهَ قَوِىٌّ عَزٖيزٌ Meali Şerifi