Furkân Sûresi 35. Âyet
Mekke · Cüz 19 · Sayfa 363
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلۡنَا مَعَهُۥٓ أَخَاهُ هَٰرُونَ وَزِيرࣰا ٣٥
Andolsun ki Musa’ya kitap verdik, kardeşi Harun’u da ona yardımcı yaptık
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 35–44. âyetleri birlikte ele alır.
37. لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ Resulleri tekzib ettikleri vakıt - burada Resullerin cemi’ sıygasiyle getirilmesi şayani dikkat görülmüştür. Kavmi Nuhun Nuhtan başka tezkib ettiği Resuller kimler? Buna şu cevablar veriliyor: 1- Nuh ve ondan evvelki Resuller, demek ki Nuhtan evvel de Resuller varmış. Kavmi Nuh «مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فٖٓى اٰبَآئِنَا الْاَوَّلٖينَ» demekle hepsini inkâr etmişlerdir. 2- Hepsi tevhidde müttefık oldukları için yalnız Nuhu tekzib de hepsini tekzib demektir. 3- Alel’ıtlak bi’seti Rüsülün cevazını inkâr etmişlerdir. Denilmiş, lâkin dördüncü bir ihtimal de varidi hatır oluyor ki o da Nuh aleyhisselâmın gönderdiği Resuller ma’nâsına olmasıdır. Burada bu ma’nâ bize diğerlerinden akreb geliyor. Ancak bunu ikinci ile birleştirmek mümkindir. 38. اَصْحَابَ الرَّسِّ RESS, örülmedik kuyu demektir, lâkin bu Eshabı ress kimler olduğu ta’yin olunamıyor. İbni Abbastan «o, Semuddur» diye bir rivayet var, halbuki burada atıf, mugayereti ıktiza ediyor. Katadeden «Yemamede ress, namı âharle felc denilen büyük bir karyenin sahibleri olup Semudun bekayasından idiler, Peygamberlerini katlettiler, helâk oldular» diye rivayet olunmuş Kâ’b, Mukatil, Suddi: «Şanı Antakyesinde bir kuyunun sahibleri ki sahib «يس» Habibi neccarı katletmişlerdi» demişler. Vehb ve Kelbiden: «Eshabı ress eshabı Eyke gibi Şuayb aleyhisselâmın gönderildiği bir kavm idi, esnama taparlardı, kuyuları ve mevaşileri vardı, kendilerini islâm ve itaate da’vet etti, tekzib edip tuğyan ve ezada devam ettiler ve günün biri örülmemiş kuyuları olan Ressin etrafında bulundukları sırada orası çöktü yere geçtiler diye nakledilmiş. Eshabı ress Eshabı uhduddur denilmiş Hanzalete ibni Safvan nam Peygamberin kavmi olup ankal muğrib [1] denilen ve Fetih nam dağda sakin olarak avsız kaldıkça çoluklarını çocuklarını kapan ve her rengi bulunan büyük bir kuşla mübtelâ kılınmış idiler ki Hanzelenin duâsıyla saıka isabet edip telef olmuş, sonra da müşarün’ileyhi katletmişler ve bunun üzerine helâk olmuşlar da denilmiş. İbni Abbastan bir rivayette de Ress Azerbeycan kuyusudur diye nakledilmiş, bir de Ress Meşrık bilâdından bir nehirdir, bunun sahiblerine Allah tealâ Yehuza ibni Ya’kub evlâdından bir Peygamber göndermişti, onu kuyuya attılar ve bu yüzden helâk oldular denilmiş ve daha başka rivayetler de vardır. Maamafih rivayetlerin ekserîsi Peygamberlerini öldüren veya kuyuya atan bir kavm oluduğunu söylemiş oluyorlar. Mu’cemülbüldanda der ki «ress: kuyu, ress: ma’den ress: kavmin arasını ıslâhtır. Ebü İshak demiştir ki Kur’anda ress kuyu demektir. Rivayet olunur ki bunlar Peygamberlerini tekzib edip bir kuyuya ress, ya’ni dess eden bir kavimdir. Ress, Yemamede Felc denilen bir kavm olduğu ve Semuddan bir taifenin diyarı bulunduğu rivayet olunuyor. Her kuyu resstir. İbni Düreyd demiştir ki «ress» ve tasgıri «rüseys» Necidde iki vadi veya iki mevzi’dirler. Zemahşeri diyor ki Uleyy «ress kabliyye vadilerindendir» demiş, gayrisi de «Beni esedden Beni münkız ibni A’ya nın bir suyudur demiş, asmai, ress Beni a’yanın, rüseys Beni kâhilindir demiş, diğerleri de «وَاَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذٰلِكَ كَثٖيرًا» âyetinde demişlerdir ki: ress Azerbeycan vadisidir, ve Azerbaycanın haddi «maverâyi ress» dir. Ve deniliyor ki ress üzerinde «Erran» da bin şehir vardı, Allah tealâ onlara Musâ namında bir Peygamber gönderdi, Musâ ibni İmran değil, onları Allaha iymana da’vet etti, tekzib ve inkâr ettiler, ısyan eylediler, o da aleyhlerinde duâ etti, Allah tealâ da Taiften Haris ve huveyrisi tahvil edip üzerlerine gönderdi, onun için deniliyor ehli Ress şu iki dağın altında kaldılar. Bu Ressin mahreci Kalikalâdan başlar, errana sonra Versane, sonra Mecmea uğrar, orada «Kürr» le birleşir ve ikisinin arasında Beylekan şehri vardır. Kürr ve Ress ikisi bir geçer Cürcan denizine munsabb olurlar. Bu Ress pek acayib bir vadidir, balığın envaı bulunur. Şurimahi denilen balık oraya mahsustur derler. Miş’ar İbnilmühelhil « Beszzbabik» şehrini anlatırken demiştir ki bir canibinde Ress nehri vardır, Ress nehri Belâscan sahrasına doğru çıkar, bu sahrada sahili bahir boyunca berzendden berzaaya ve oradan versan ve Beylekana doğrudur, bu sahrada beş bin kadar karye vardır ve ekserîsi harabdır. Ancak toprağı iyi ve sağlam oluduğu için dıvarları ve ebniseyi kalmıştır. İşte bu karyeler Kur’anda mezkür olan Eshabi ressin idi deniliyor ve bunlar Davud aleyhisselâmın katlettiği Calûtun kavmi idiler de deniliyor. اه. 40. الْقَرْيَةِ الَّتٖىٓ اُمْطِرَتْ الخ O fenalık yağmuru yağdırılan karye - Lût kavmi şehirlerinin en büyüğü olan Sedum kasabası ki taş yağdırılmıştı, Kureyş, Şam ticaretine giderken buraya uğrayorlardı. 43. اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ Gördün mü o ilâhını hevası ittihaz eden -
HEVÂ nefsin kendiliğinden meylettiği arzusu, mücerred keyfidir. Hevasını ilâh ittihaz eden denilmeyip de ikinci mef’ulün takdim olunması, kasır ifade etmek içindir ki canının istediğinden başka kendine ilâh tanımayan demektir. Böyle kimselerde hiç hak perestişi yok sade bir hodkâmlık vardır. Kâmı da hakikî menfeati üzere değil, sırf nefsî ve ındî kuru kuruntudan ıbarettir. Bunlar değil, sırf nefsî ve ındî kuru kuruntudan ıbarettir. Bunlar delil, bürhan, hak, hukuk saymaz, sade kendi keyf-ü zevkına perestiş ederler, zevkleri kendilerinin mahzı felâketi olduğunu bilseler yine hakkı zevklarına feda ederler, dini de insanın mücerred hıssiyytından, ya’ni sadece keyf ve zevkından ıbaret tanırlar: gönülleri neye çekerse ona taparlar, hak zevkını aramaz, hakkın rızasını düşünmez; düşünmek istemezler, bilseler yine tanımazlar, Taberanî ve Hılyede Ebû Nüaym Ebû Umame radıyallahü anhten tahric etmişlerdir: demiş ki Resulullah sallâllahü aleyhivesellem şöyle buyurdu «مَا تَحْتَ ظِلِّ السَّمَآءِ مِنْ اِلٰهٍ يُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ تَعَالَى اَعْظَمُ عِنْدَ اللّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ مِنْ هَوًى يُتَّبَعَ» Allah azze ve celle ındinde Semâ gölgesi altında Allahdan başka tapılan ma’budlar içinde uyulan hevadan daha büyüğü yoktur. اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكٖيلًا artık sen mi onun üzerine vekîl olacaksın? - evvelki istifham, takrirî bu istifham inkârîdir. Ya’ni gördün a ona vekîl olamazsın, üzerine müvekkel olup da kurtarmazsın 44. اَمْ تَحْسَبُ اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَ yoksa onların ekserîsi işidir veya akleder mi sanısın? - Hayır ne delîli sem’î tanır söz dinlerler ne de delîli aklî tanır akl ile hareket ederler اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْعَامِ onlar sırf en’am gibidirler - akl-ü sem’a göre hareket etmez, mücerred hissiyyatlarına tabi’ olurlar بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَبٖيلًا hattâ gidişce daha sapkındırlar - çünkü en’am, ehlî hayvanlar bakanlarına inkıyad ederler, kendilerine iyilik edenlerle kötülük edenleri seçerler, menfeatlerini arar, zarar verenden kaçarlar, yediği içtiği yeri tanır öğrendiği yolu şaşırmazlar. Kendilerine verilmiş olan kuvvetleri ta’tıl etmez, mâhulika lehine sarf eder, hak ve hayır akîdesi yoksa zulm-ü şerr akîdesi de yoktur. Onlar ise rablarını tanımazlar, onun ihsanlarına karşı nankörlük ederler, ebedi men’feat olan sevabı istemez, en büyük zarar olan ıkabdan korunmazlar, vatanlarına bile hıyanet ederler, fıtrati bozmağa, fitneler çıkarmağa çalışır, zulm-ü fesad ile türlü tezvirât ve tesvilât ile Dünyayı karıştırırlar. Bu suretler hevaperestânın delâleti anlatıldıktan sonra Hak tealânın delâili rübubiyyetinden, eltafı sübhaniyye ve kudreti samedaniyyesinden ba’zı şuuna nazarı dikkat celb olunarak buyuruluyor ki: ٤٥ اَلَمْ تَرَ اِلٰى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَآءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلٖيلًا ٤٦ ثُمَّ قَبَضْنَاهُ اِلَيْنَا قَبْضًا يَسٖيرًا ٤٧ وَهُوَ الَّذٖى جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاسًا وَالنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُورًا ٤٨ وَهُوَ الَّذٖٓى اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهٖ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَآءِ مَآءً طَهُورًا ٤٩ لِنُحْيِىَ بِهٖ بَلْدَةً مَيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَآ اَنْعَامًا وَاَنَاسِىَّ كَثٖيرًا ٥ وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا فَاَبٰٓى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُورًا ٥١ وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فٖى كُلِّ قَرْيَةٍ نَذٖيرًا ٥٢ فَلَا تُطِعِ الْكَافِرٖينَ وَجَاهِدْهُمْ بِهٖ جِهَادًا كَبٖيرًا ٥٣ وَهُوَ الَّذٖى مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَحْجُورًا ٥٤ وَهُوَ الَّذٖى خَلَقَ مِنَ الْمَآءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدٖيرًا ٥٥ وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَالَا يَنْفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ وَكَانَ الْكَافِرُ عَلٰى رَبِّهٖ ظَهٖيرًا ٥٦ وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذٖيرًا ٥٧ قُلْ مَآ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِلَّا مَنْ شَآءَ اَنْ يَتَّخِذَ اِلٰى رَبِّهٖ سَبٖيلًا ٥٨ وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَىِّ الَّذٖى لَايَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهٖ وَكَفٰى بِهٖ بِذُنُوبِ عِبَادِهٖ خَبٖيرًا ٥٩ اَلَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فٖى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ اَلرَّحْمٰنُ فَسْئَلْ بِهٖ خَبٖيرًا ٦ وَاِذَا قٖيلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمٰنِ قَالُوا وَمَا الرَّحْمٰنُ اَنَسْجُدُ لِمَا تَاْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا
Meali Şerifi