AyetSûreler

Furkân Sûresi 3. Âyet

Mekke · Cüz 18 · Sayfa 360

وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةࣰ لَّا يَخۡلُقُونَ شَيۡـࣰٔا وَهُمۡ يُخۡلَقُونَ وَلَا يَمۡلِكُونَ لِأَنفُسِهِمۡ ضَرࣰّا وَلَا نَفۡعࣰا وَلَا يَمۡلِكُونَ مَوۡتࣰا وَلَا حَيَوٰةࣰ وَلَا نُشُورࣰا ۝٣

Kâfirler, O’nu bırakıp bir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اٰلِهَةً böyle iken tuttular da ondan başka bir takım ilâhlar (ma’budlar) edindiler - o her şeyi yaradını bıraktılar da onun berisinde öyle şeylere taptılar ki لَايَخْلُقُونَ شَيْئًا hiç bir şey yaratamazlar وَهُمْ يُخْلَقُونَ fakat kendileri halk edilir dururlar - ya’ni kendilerinin mahlûk oldukları görülüp duruyor. yâhud ma’bud diye yalan yere uydurulup duruyorlar.

HALK, yokken iycad etmek, ya’ni yaratmak ma’nâlarına geldiği gibi «تَخْلُقُونَ اِفْكًا» kabîlinden

yalan uydurmak ma’nâsına dahi gelir. Burada ba’zı müfessirîn bu ma’nayı tercih etmişlerse de zâhir olan evvelkidir. Allahdah ma’adâ tapılan şeylerin hepsi putlar gibi yalan, uydurma ma’bud olduğu, mahlûk olmalarından da anlaşılır. Ilmî noktai nazardan ifadenin asıl ruhu da mahlûkün hâlık yerine tutulmasındaki tenakuzu göstermektedir. Bunu daha ziyade izah için buyuruluyor ki وَلَا يَمْلِكُونَ لَِانْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا ve kendi kendilerine bir zarara da malik değiller bir men’feate de - bu cümlenin tefsirinde «ve kendilerinden ne bir zararı def’a ne de kendilerine bir menfeati celbe güçleri yetmez » deniliyor, çünkü «لانفسهم» müahhar olan zarar fi’linin sılası addolunuyor. Ve bir şey’in kendine ızrar etmesi ma’kul olmadığından, darr, def’ı darr ma’nâsına hamledilmiş oluyor. Bu ma’nâ ise sâlibei külliyye olarak yalnız câmid putlara muntabık olabilir. Bu ise hem kasır hem de nazmı celîlin zâhirinden uzaktır, «لام» da asl olan ta’lil olduğu gibi «لَا يَمْلِكُونَ» ye taalluku da zâhirdir. «لَا يَمْلِكُونَ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا لَِانْفُسِهِمْ» değil «لَا يَمْلِكُونَ لَِانْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا» buyurulmuştur. O halde «لَِانْفُسِهِمْ لِذَاتِهِمْ» demek olmalıdır. Nefyedilen yalnız kendilerine teallük eden nefi’ ve darr değil, kendi zatlarının ılliyyetiyle mutlak nef’i ve darrdır. Ya’ni kendiliklerinden lizatihim hiç bir zarar ve menfeat yapmağa kadir değillerdir. Bizatihim olsalar bile lizatihim değillerdir. Şayed ba’zılarında mesalâ Güneşte veya Firavn gibilerde, yâhud Mesih gibilerde bir menfeat veya mazarrat görülmüşse o onların lizatihi kendi kudretlerinden, milklerinden değil, hâlık tealânın verdiği kudret ve kuvvettendir. Lizatihi olsa idi fanî olmazdı. Bu ma’nâ «اَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْعَظِيمَ الَّذِى لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ وَاَتُوبُ اِلَيْهِ تَوْبَةَ عَبْدٍ ظَالِمٍ لِنَفْسِهِ لَا يَمْلِكُ لِنَفْسِهِ مَوْتًا وَلَا حَيٰوةً وَلَا نُشُورًا» mazmununa da mutabıktır. Burada zararın takdim edilmesi de şayanı dikkattir. Def’i zarar celbi menfeatten akdemdir kaidesine işaretle zararı def’edemiyen bir benfeat celbedemiyenden daha âciz olduğunu anlattığı gibi izrar etmenin nâfi’ olmaktan kolay olduğunu da anlatır. Bir de Allahdan başkasına tapanların menfeat hissinden evvel zarar korkusiyle taptıklarını iş’ar eder. Çünkü cebabire ve zalime insanları en ziyade tedhiş siyasetiyle kendilerine perestiş ettirmeğe uğraşırlar. Ve bu yüzden bir çok zavallılar o kuvveti onların kendilerinin imiş gibi farz ederek korku belâsıyle onları ma’bud yerine koyar Allahı unuturlar ve lâkin bilmeleri lâzım gelir ki esasen o kuvvet ve kudret onların değildir, Allah murad etmeyince onlar kendi başlarına ne bir zarar yapabilirler ne bir menfeat وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيٰوةً وَلَا نُشُورًا ne mevte maliktirler ne hayata, ne de nüşure -

NÜŞUR, neşir gibi ba’zan müteaddi ba’zan lâzım olur. Meteaddi olurlarsa bir şey’i açıp yaymak ma’nâsına

gelirler ki lisanımızda neşr ve neşriyyat ve menşur bu ma’nâdandır. Bunun lâzımına intişar denilir, lâzım oldukları zaman ise ölmüş bir şey’in dirilip kalkması ma’nâsınadır ki Kur’anda nüşur umumiyyetle bu ma’nâyadır. Bunun müteaddisinde inşar denilir. «وَاَحْيَيْنَا بِهٖ بَلْدَةً مَيْتًا» gibi. Binaenaleyh bu ma’nâ şu olur: ne ölüm ellerindedir ne dirim, ne de ölümden sonra Âhırette kalım, bunların hiç birinde ne kendileri ne başkaları hakkında diledikleri gibi tasarruf edemezler. Bunlara malik olmıyan ise ma’bud olamaz. Böyle iken bütün bunlara malik olan Allaha kulluğu bıraktılar da öyle âcizlere taptılar. Nübüvvete gelince: