AyetSûreler

Felak Sûresi 1. Âyet

Mekke · Cüz 30 · Sayfa 604

Sabahın Rabbi

قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلۡفَلَقِ ۝١

De ki: "Ben, ağaran sabahın Rabbine sığınırım

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Anlamı

De ki: Sabahın Rabbine sığınırım.

Bir nükte

Elmalılı neden ‘De ki’ sözünün okunurken de korunduğunu açıklar. Mâtürîdî’nin görüşünü aktarır: Bu emir yalnız Peygamber’e değil, her mükellefe yöneliktir. Bu yüzden asırlar boyunca bütün kullara bir tavsiye olarak aynen kalmıştır.

Düşün

Sabah uyanınca ilk iş olarak Felak’ı oku.

Bu sade açıklama Elmalılı tefsirine dayanır; henüz bir ilim ehli tarafından gözden geçirilmedi.

Elmalılı Tefsiri

قُلْ Di -şayanı dikkattır ki: böyle «di», «söyle» diye emrolunduğu zaman bundan zâhir olan, memurun bu emri değil, bununla söylenmesi emrolunan sözü söylemesi matlûb olur, onun için Peygamberin de bu sûreleri okurken «قُلْ» demeyip «اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ» diye başlaması iktıza etmezmiydi? Diye bir suâl hatıra gelir. Bundan dolayı «قُلْ يَآ اَيُّهَا الْكَافِرُونَ» de mutlaka «قُلْ» denilmek vacib, Tebbet de «قُلْ» denilmemek vacib olduğunda ittifak bulunmakla beraber, ihlâsta ve Muavvizeteynde, kul denilmiyerek okunmasını tecviz edenler olmuşsa da mücerred duâ niyyetiyle söylendiği zaman bu caiz olsa bile Kur’an olarak okunduğu zaman aynen okunmalıdır, çünkü mushaflarda öyle tesbit edilmiş, öyle vârid olmuştur. İmam Ebu Mensuri Matürîdî te’vilâtta demiştir ki: «Zîra bununla memur olan yalnız muhatabdan ibaret değil, onun gibi mükellef olan herkestir» onun için dehirler geçtikçe kalmak, bütün İbadullaha emir ve tavsıye olunmak üzere aynen tesbit edilmiştir, bir de denilmiştir ki: bununla memur okuyanın kendisidir. Allah Tealâ bu suretle şunu bildirmiştir ki bu mazmunun makamında herkes kendisine bunu söylemeyi emretsin, bunu bırakmasın, hasılı İhlâsın başında da işaret ettiğimiz vechile bu sûreler: «قُلْ قُلْ» diye emir ile emrolunmuş gibi bir telkıyn ile okunur. Ya’ni kendine ve herkese şöyle dua etmesi söyle: اَعُوذُ sığınırım- Avz, meaz, ıyaz, istia’ze bir fenalıktan korunmak için gayre iltica etmek, himayesini istemektir, ki sığınana âiz veya müsteîz, sığınılana müsteazzünbih; kaçılan fenalığa müsteazünminh, sığınış tarzına, vesîlesine avze, sığındırıp koruyana muîz, korunana muaz denilir. Ya’ni hifz-u himayesini istiyerek iltica eder korunurum بِرَبِّ الْفَلَقِ Rabbına o felakın - Şafak vezninde felâk, bir çok manalara gelen acîb mazmunlu derin bir kelimedir, iştikakına nazaran en esaslı manası yarmak mefhumunu mütezammın olmak hasebiyle tıbkı fıtret kelimesini andırır. Aslında lâmın sükûniyle halk vezninde: yarmak, birdenbire çatlatıp ayırmak veya pürtletmek demek olan felk masdarından mefluk manasına sıfatı müşebbehe olduğuna göre infılak ettirilmiş, çatlatılıp yarılarak belirdilmiş demek olacağından ilk nazarda yarık, yahud çatlak manasına lâmın fethiyle değil, tıpkı meşkuk manasına şakk gibi masdarında olduğu vechile lâmın sükûniyle felk kullanılır. Cem’inde de şukuk gibi füluk deniliyor, meselâ ayağında yarık, çatlak var denecek yerde «فِى رِجْلِهِ فَلْقٌ اَىْ شَقُّ وَفُلُوقٌ اَىْ شُقُوقٌ» deniliyor ki, bu fark, ferc lâfzı ile ferec lâfzı arasındaki farka benzer. Ya’ni feth ile felak, sade çatlağın, çatlayışın kendisinden ıbaret değil, daha ziyade ondan belirip inkişaf ederek husule gelen neticenin vasfı demek olur. Meselâ bir çekirdeği çatlatmak bir felk, çatlaması bir infilâk, bir infıtar, o çatlayış bir fıtret, onda iki taraflı husule gelen hey’et bir çatlak bir felk ile şaktır. Onun bir tarafı bir fılk bir şıktır, o çatlağın iki şıkkı arasından netice olarak pürtleyip beliren, inkişaf ve inbisat eden tomurcuk, yaprak, veya su veya ışık, parıltı, açıklık veya her hangi bir mahlûk, (feth ile) felak demektir. Bu mana iledir ki «اِنَّ اللّٰهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰى يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَىِّ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ فَالِقُ الْاِصْبَاحِ» buyurulmuştur. «رَبِّ الْفَلَقِ» vasfından da zâhir olan budur. O felakın fâlikı: yarıp yaratıcısı, ölüden diri, diriden ölü çıkarıcı ve zulmeti yarıp sabahı açıcı ve bu suretle yokluktan çıkarılarak doğup doğuran halkı birbirinden üreterek terbiye ede ede, hacetlerini vere vere kabiliyyetlerine göre yetiştirip sonlarına irdiren kendisi ehad, samed, lemyelid ve lemyûled ve lem yekünlehû küfüven ehad olan hâlık ve mürebbisi demek olur. Bir de falk maddesinde yarmâk, yarılmak manasından başka bir sür’at ve şayanı teaccub bir bedâat, ve bir tazyık ve şiddet manası dahi bulunur, onun için hızından nâsi teaccübe düşürecek derecede ifrat ve sür’atle koşmağa tefelluk denildiği gibi, acîb ve bedi’ birşey ihtira etmeğe ıflak veya iftilak ve acîb mazmunlar, bedî ve nâdir manalar bulan yüksek şâire müflık, ve emri acîbe filk ve felîk ve dahiye ve beliyyeye felika ve müflika denilir. İşte bu manalarla alâkadar bulunan bu felk maddesinden felak lâfzının lûgatte isim olarak bervechiâtî bir çok manaları beyan olunuyor. 1- ademden yarılıp çıkan halk, ya’ni alel’umum mahlûkat ve bahusus dağlardan pınarlar, buluttan yağmurlar, arzdan tohumdan nebatat, sulblerden zürriyyet, rahimlerden evlâd gibi bir asıldan ayrılıp çıkan mahlûkat, ve mevalîd, bu manada felak mahluk ve meftur müradifi gibi olarak iki manasiyle samede mukabil ve onunla mütezâyıf olur. Ya’ni samedin eksiksizliğine mukabil bu eksikli ve ona muhtac olur. «رَبِّ الْفَلَقِ» izafetinde de bunu bir beyan vardır.

2- Urfte bilhassa sabaha, yahud amudi subuhtan münşakk, ya’ni amud şeklinde mümtedd olan aydınlığa veya sabah yeri ağarıp açılmaktan ibaret olan ferce denilir. Bu bizim Türkçemizde Tan dediğimizin aynı demektir, Tanlamak: teaccüb etmek, bir şeyin birdenbire şuura çarpan letafet veya şiddetinden acı veya tatlı bir intıba’ ile belirleyip hayran olmak manasına geldiğine göre bunda da felk gibi bir acîblik manası vardır ki şafak atmak tâbiriyle ifade olunur. Bu manaca felak mukabilinde zulmet demek olan gasak zikrolunur.

3- İki tepe beyninde vakı alçak, oturaklı düz yere denir ve ceminde fülkan gelir. 4- Zindanda mücrimlerin ayaklarına vurulan ve mıktara dahi tabir olunan tomruğa ıtlak edilir ki bizim falaka tabirimiz bunun müfredidir. 5- Çanak dibinde kalan süt bakıyyesine denir.

6- Ekşiyip kesilmiş süte denilir.

7- Cehennemin veya Cehennemde bir kuyunun ismi olduğu da menkuldur.

Râgıb der ki: «قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ» subuhtur, «وَجَعَلَ خِلَالَهَآ اَنْهَارًا» kavlinde zikrolunan enhar, da denildi. Allah Tealânın Hazreti Musaya bildirip onunla denizi yardığı kelimedir, de denildi اه. İbni Cerir, birincisi Cehennemde bir sicn, veya Cehennemde bir kuyu, veya Cehennem, ikincisi subuh, üçüncüsü halk olmak üzere İbni Abbastan ve saireden üç rivayet kaydettikten sonra der ki: Allah Tealâ Resulüne «اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ» demekle emreylemiştir, kelâmı Arabda felak ise felakı subuhtur. «هُوَ اَبْيَنُ مِنْ فَلَقِ الصُّبْحِ وَمِنْ فَرَقِ الصُّبْحِ» denilir ve caiz ki Cehennemde felak isminde bir zından da vardır. Böyle olunca da Allah Tealâ «رَبِّ الْفَلَقِ» kavliyle felak denilenin sade bazısını irâde buyurduğuna bir delâlet vazı’ eylemediği ve Allah Tealâ şanühu yarattığı herşeyin Rabbı olduğu için bununla ismi felak olan herşey murad olunmak vacib olur اه. Bundan dolayı bir çok müfessirîn eâmm manası olan halk ile tefsirini tercih eylemişler, İbni Münzir ile İbni Ebî Hâtim de bunu İbni Abbastan rivâyet etmişlerdir. İbni Sînâ dahi felak vücud nuriyle yarılmış olan adem zulmetidir demekle bu mana üzere yürümüştür. Maamafih Câbir İbni Abdullah ve İbni Zeyd ve Mücahid ve katâde ve İbni Cübeyrden rivâyet olunduğu üzere Müfessirîn pek çoğu Urfte en şâyi olan sabah manasiyle tefsîr zâhir görmüşlerdir, buna göre Rabbilfelak sabahın Rabbı, ya’ni Tanın Tanrısı demek gibi olur. Bu surette felak, zulmet akıbinde nur, darlıktan sonra genişlik, kapanıklıktan sonra açılış manalarını müş’ir olmak hasebiyle ıyâzın, ya’ni sığınmanın ona muzaf olan Rab ismine tealluk ettirilmesinde buna sığınanın sakındığı şerden kurtarılıp korunacağını iş’ar eyliyen bir va’di kerim ve parlak bir kudret misâlini hatırlatarak ümid ve recasını takviye, ve hukmi Rububiyyete itaatle ona iltica ve dehalette ziyade cidd-ü itinaya tergib vardır. Bir de denilmiştir ki bilhassa felakın zikri onun kıyamet gününden bir nümune olması hasebiyledir, o halde evler kabirler gibi, uykular ölümün kardeşi, sabahlayın evlerinden çıkanların kimi neş’e ve sürur içinde ve kimi borc ve ihtiyac ile alacaklıların tazyıkı veyahud kulların başına gelmekte bulunan sair ahvâl ile gumum ve sürur içinde bulunması itibariyle ba’s ve mead halini en ziyade andıran bir misâl olur. Kazî tefsirinde der ki: burada «رب» ismi sair esmâdan, ya’ni felaka izafeti caiz olan diğer esmâi ilâhiyyenin hepsinden ziyade mevkıindedir. Çünkü mazarretlerden kurtarmak terbiyedir اه. Bu beyan, felakın tâmimi manasına göre zâhirdir. Çünkü müsteîze de müsteazünminhe de şamildir, ya’ni «رب» hem sığınan, hem de sakınılan halkın Rabbıdır, Rabbülâlemîndir. Sabah manasına tahsîs edildiği surette de onun halleri değiştiren, tavırları taklib eyliyen ve binaenaleyh gumum ve ekdarı izâle eyliyecek olan kadir olduğunu iş’ar eyler.

İbni Sîna söylediğimiz gibi felakı nuri vücud ile yarılmış olan adem zulmetine hamlederek e’am manayı aldıktan sonra demiştir ki: burada Rab ismini zikirde hakaikı ılimden bir sirri lâtif vardır. Şöyle ki: merbub hâlâtının hiç bir şeyinde Rabdan müstağnî olamaz, netekim tıflın merbub olduğu müddetçe halinde bu müşahede olunur. Mahiyyatı mümkine dahi mebdei evvelin ifazasından gayri müstağnî olduğu için buna işâret olmak üzere Rabb ismi zikrolunmuştur. Bunda hafayai ulumdan diğer bir işaret daha vardır ki o da şudur: avz ve ıyaz lûgatte gayrısına ilticadan ibarettir. Gayre mücerred iltica ile emrolunup da ondan Rabb ile tabir olununca bu delâlet eyler ki: maksad hasıl olmazsa onun ademi husulü o kendisine sığınılan müfîzı hayrate râci bir emirden dolayı değil, kabiline râci bir emirden dolayıdır, zira şu mukarrerdir ki: kemâlattan ve gayrisinden hiç bir şeyde mebdei evvel Hak sübhânehu tarafından buhul yoktur o, sameddir, ondan hepsi hasıldır, müsteıddin kabulü cihetini ona sarfetmesine mevkuftur, işte «اِنَّ لِرَبِّكُمْ فِى اَيَّامِ دَهْرِكُمْ نَفَحَاتٌ مِنْ رَحْمَتِهِ اَلَا فَتَعَرَّضُوا لَهَا= Dehrinizin günlerinde Rabbınız rahmetinden nefhalar: esen hoş esintiler vardır, uyanın kendinizi onlara arzedin» hadisi şerifindeki işareti nebeviyye ile murad budur. Eltafı Rabbaniyyenin nefehatı dâim ve halel ancak müsteıdden olduğunu beyan buyurmuştur اه. İbni Merdöye ve Deylemî, Abdullah İbni Amr İbni Astan şöyle tahric eylemiştir: demiştir ki: «قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ» kavli ilâhîsinden Resulullaha sordum, o buyurdu: Cehennemde bir sicindir onda cebbarlar, mütekebbirler habsolunur ve Cehennem ondan Allaha istiâze eyler. Yine İbni Merdöye Amr İbni Anbeseden de şöyle tahric eylemiştir: Resûlullah Sallâllahü Aleyhi ve Sellem bizimle namaz kıldı «قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ» ı okudu, sonra ey İbni Anbese bilirmisin felak nedir? Buyurdu. Allah ve Resûlü a’lem dedim, buyurduki: Cehennemde bir kuyudur. O kızıştırıldığı vakıt Cehennem kızışır, âdem oğlu Cehennemden müteezzi olduğu gibi Cehennem de o kuyudan müteezzi olur. İbni Cerîr ve İbni Ebi Hatim, Kâ’bden de şöyle tahric etmişlerdir: Felak, Cehennemde bir evdir, o açıldığı vakıt ehli nâr onun şiddeti hararetinden sayha ederler. Kelbîden de: felak Cehennemde bir vâdidir, diye rivâyet edilmiş ve Cehennemin kendisidir de denilmiştir. Keşşafın beyanına göre bu mana, engin arza felak denilmesinden me’huzdur, bunun cemi fülkan gelir: halek ve hulkan gibi. Bu suretle Rabbın buna izafetle zikri azâbın en büyüğüne işâret ile ondan istiâze edene tahlisin vâdini tezammun eyler, sabah manasına olduğu zaman ümide zafer va’dini ifade ettiği gibi bunda da en büyük tehlükeden tahlîs ve vıkayeyi va’d var demek olur. Bazı Ashabı kiramdan mervîdir ki: Şama gelip de ehli zimmetin Dünya maîşetindeki vüs’at ve refahlarını gördüğü zaman «لَا اُبَالِى اَلَيْسَ مِنْ وَرَائِهِمُ الْفَلَق= hiç ehemmiyyet vermem, değilmi ki arkalarından o felak var?» demiş ve Kâbdan rivâyet olunan manaya işaret eylemiştir. Âlûsî der ki: felakın bu üç manasından benim nazarımda tereccuh eden evvelki e’amm manasıdır, ki iycad nuriyle yarılmış olan bütün mevcudatı mümkineye ve bahusus cibâlden uyun, sehabdan emtar, arzdan nebat, erhamdan evlâd gibi bir asıldan doğup çıkan bütün mahlûkata şâmil olur اه. Bu surette felak, samedin hilâfı ve Rabbilfelak, Rabbilhalk, yâhud Rabbilfıtret demek gibi olur. Bunun da evvelki Sûreye münasebeti, ya’ni doğmaktan doğurmaktan tegayyür ve fenâdan, şerik ve nazîrden münezzeh olan halikın karşısında onun mücerred halk ve iycadiyle yaradılarak doğup doğuran ve haddizatında hâlik ve fânî olan mahlûkatın hukmünü ve ona ihtiyacını beyan olduğu da zâhir olur. Bundan dolayı mealde «sığınırım Rabbına o fıtretin, şerrinden bütün hılkatın» ilâh.. diye terceme etmek fikri âcizaneme lâfzan ve ma’nen münasib gelmişti, fakat İbni Cerîrin dediği gibi lûgaten ve şer’an halk ıtlak olunanın hepsi «مَا يُطْلَقُ عَلَيْهِ الفَلَقُ» manasiyle sarahate dahil olmak ve aynî lâfz, mahfuz tutulmakta zikrolunan fâidelerle beraber daha ziyade ince ve daha fazla bir şümul bulunmak hasebiyle şöyle demek daha müreccah göründü: Sığınırım Rabbına o felakın