Enfâl Sûresi 71. Âyet
Medine · Cüz 10 · Sayfa 186
وَإِن يُرِيدُواْ خِيَانَتَكَ فَقَدۡ خَانُواْ ٱللَّهَ مِن قَبۡلُ فَأَمۡكَنَ مِنۡهُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ ٧١
Eğer sana hıyanet etmek isterlerse iyi bilsinler ki, bundan önce Allah’a hainlik ettiklerinden dolayı Allah onların ezilmelerine imkân verdi. Allah her şeyi hakkıyla bilen hüküm ve hikmet sahibidir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 70–75. âyetleri birlikte ele alır.
70. قُلْ لِمَنْ فٖٓى اَيْدٖيكُمْ مِنَ الْاَسْرٰٓى – Burada esirlere gönüllerini almak için hüsni suretle nasıhat emrolunuyor. Hukmün umumî olduğunda şüphe yoktur. Fakat İbni Abbas Hazretlerinin rivayetine göre sebebi nüzulü pederi Hazreti Abbas radıyallahü anhüma olmuştur. Şöyle ki:
«Bedr» günü Abbas da esir olmuştu ve beraberinde yirmi okiyye de altın vardı -ki bir okıyye kırk dirhem ve mecmuu sekiz yüz dirhem demektir.- Bunu askere it’am için çıkarmıştı ve kendisi «Bedr» de Kureyş ordusunun taâmını teahhüd eden on kişiden birisi idi, fakat nevbet kendisine gelmeden esir edilmişti. Bunun üzerine Abbas demişti ki «ben müslim idim fakat bana ikrah ettiler». Aleyhissalâtü vesselâm da buyurdu ki «dediğin doğru ise Allah sana ecrini verir ve lâkin zâhiri emrin aleyhimizde idi» Abbas, kendi nakledib dedi ki «Bunun üzerine Resulullaha o altını bana iade etmesini söyledim», amma, buyurdu: «aleyhimizde istiane için alıb çıktığın şeyi, hayır» bundan başka Peygamber, iki birader zadem Akıl ibni Ebi Talib ve Nevfel ibni Harisin fidyelerini de bana teklif etti, buna karşı Abbas «ya Muhammed, beni Kureyşten dilenecek bir halde bıraktın» dedi, Resulullah «hani, buyurdu. Mekkeden çıkarken zevcen Ümmülfadle teslim ettiğin ve ederken başımıza ne musıbet geleceğini bilmem şayed bana bir hâdise olursa bu, senin ve Abdullahın ve Ubeydullahın ve Fadlındır dediğin altın nerede?» Abbas «ne biliyorsun?» dedi, Peygamber «rabbım haber verdi» buyurdu, Abbas «şehadet ederim ki sen sadıksın ve «لَآ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ» dır, Ve sen onun abdi ve Resulüsün vallahi buna Allahtan başka kimse muttali’ olmamıştı, ben onu gece karanlığında teslim etmiş idim. Alimallah, ben senin nübüvvetin de şüphe ediyorum, şimdi mâdem ki bunu haber verdin binaenaleyh şüphem kalmadı» dedi. Bir müddet sonra da Abbas -bu âyetin meâline işaretled edi ki «Allah, bana o altınların yerine daha hayırlısın verdi, şimdi yirmi kölem var, en aşağısı yirmi binde mudarabe yapıyor. Hem bana Zemzemi de verdi ki mukabilinde Mekkenin bütün emvalini verseler istemem, bundan böyle de ben, rabbımın mağfiretine muntazır oluyorum».
72. اُولٰٓئِكَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَآءُ بَعْضٍ Bunlar, bu Muhacirîn ile Ensar yekdiğerinin velîleridirler. -Bir kısmının diğerine velâyeti vardır. Birbirine vâris olurlar. Ve işlerini ru’yet ve tesviye ederler وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا iyman edib de muhaceret etmemiş olanlarh enüz dâri harb tâbiiyyetinde bulunan mü’minler -ise مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَىْءٍ حَتّٰى يُهَاجِرُوا muhaceretleri vakı’ oluncıya kadar sizin onlara velâyet namına bir şeyiniz yokturi şlerine müdahale eyliyemezsiniz وَاِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِى الدّٖينِ maamafih sizden dinde nusrat isterlerse فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ yardım etmek de üzerinize vacibdir اِلَّا عَلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مٖيثَاقٌ meğer ki sizinle aralarında bir mîsak bulunan bir kavm aleyhine olsun -zira böyle bir kavme karşı o mü’minlere yardım ederek nakzı ahdetm ek câiz olmaz. Nasıl olabilir ki وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ dır. 73. وَالَّذٖينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ اَوْلِيَآءُ بَعْضٍ kâfirler de ba’zıları ba’zılarının velîleridir.- Sizinle değil, hepsinin de değil ba’zıları arasında miyras ve muzaheret cereyan eder. Binaenaleyh mü’minlerle alâkaları yoktur. Velev akrıba olsun mü’minle kâfir beyninde velâyet ve veraset cereyan etmez. Bir de her kâfirin her kâfire de velâyet ve veraseti olmaz. Ihtilâfı din ve ıhtilâfı dâr ikisi de irse mani’dir. اِلَّا تَفْعَلُوهُ eğer bunu yapmazsınız -birbirinize velâyet ve nusrat işlerini şu beyan olunan esas dairesinde ta’yin ve tefrik ederek icra eylemez de karma karışık ederseniz تَكُنْ فِتْنَةٌ فِى الْاَرْضِ وَفَسَادٌ كَبٖيرٌ yer yüzünde azîm bir fitne ve büyük bir fesad olur.- Ki künhünü takdir edemezsiniz. Bu beyanatta mü’minler: Muhacirîn-ü Ensar, gayri muhacir kısımlarına taksim olunduktan ve beyinlerindeki alâkai muvasaletin esası gösterildikten sonra bunların iymandaki mertebei kemallerini tahkık zımnında buyuruluyor ki 74. وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا onlar ki iyman ettiler وَهَاجَرُوا ve muhaceret eylediler -ya’ni kavmlerini, hısımlarını akrıbalarını, dâr-u diyarlarını bırakıb vatanlarından çıktılar وَجَاهَدُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ ve Allah yolunda mücahede ettiler Allahın dini uğrunda Allah rızası için cehidlerini sarfetmek ve sabr-ü tahaammül ile zahmetler çekib nefislerini it’ab eylemek hususunda müsabaka yaptılar. وَالَّذٖينَ اٰوَوْا onlar ki iyva eylediler- Resulüllâhı ve muhacirini kendi hanelerinden ve yerlerindne me’vâlar, meskenler tahsıs ederek iskân ettiler, yerleştirdiler وَنَصَرُوٓا ve nusrat ettiler -onlarla beraber olub düşm anlarına karşı her vechile yardım ettiler, ensar oldular اُولٰٓئِكَ işte bunlarb u muhacirîn ve ensar هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقّاً ancak bunlardır ki hakkâ mü’minlerdir. -Bunlardır ki iymanlarını sûrenin başında da beyan olunduğu üzere iyfayı muktezasiyle tahkık etmiş hakıkate erdirmişlerdir لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖيمٌ bunlar içindir ki misalsiz bir mağfiret ve kerim bir rızk vardır.- Bir rızk ki ne mes’uliyyeti var, ne minneti. Fakat bu «اُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقّاً» kasrını mutlak ve bu gün mevcud olanlara münhasır bir kasrı hakıkî zannetmemelidir. Bu kasır, hicret farz iken dârı harbden hicret etmiyenlere nazaran izafîdir. Çünkü 75. وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مِنْ بَعْدُ ba’demâ ya’ni sizin hicretinizden sonra وَهَاجَرُوا iyman edib muhaceret edenler وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ muhaceret edib sizinle beraber mücahede edenler فَاُولٰٓئِكَ imdi bunlar: bu üç sıfatla muttasıf olanlar da مِنْكُمْ sizdendir. -Size mülhak ve sizden ma’dud «تابعين باحسان» dırlar. Ey mü’minler وَاُولُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ فٖى كِتَابِ اللّٰهِ maahaza bundan sonra zevil’erham kitâbullahda, ya’ni hukmi mirasta yekdiğerine evlâdır.- Ecanibden akdemdir, velevse zevil’erhamdan olsun, ya’ni bir kadın dolayısiyle karabeti bulunsun. Mü’min akriba varken karabeti bulunmıyan ecanib şimdi siz de olduğu gibi mücerred uhuvveti diniyye ve hılf ile varis olamaz. Ya’ni muhacirîn ile Ensar beyninde uhuvveti diniyye üzerine cereyan eden tevarüs bundan sonra cari olmıyacak mü’minler beyninde miras, akribaya aid olacaktır. Ve işte hicreti ulâ ile sonraki hicretler beyninde yegâne fark budur. Hicreti sâniye «Bedr» den sonra veya bu âyetin nüzulünden sonrası diyenler olmuş ise de esahhı Hudeybiyyeden sonrasıdır.
اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلٖيمٌ Şüphe yok ki Allah her şeye alîmdir. -Binaenaleyh bu hukmün ve yukarıdan beri zikrolunan ahkâmın sirr-ü hikmetine de alîmdir. Bundan sonra gelecek Berae ahkâmının da.