AyetSûreler

Enfâl Sûresi 55. Âyet

Medine · Cüz 10 · Sayfa 184

إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ۝٥٥

Allah katında kımıldayıp debelenen canlıların en kötüsü, inkara saplanıp da bir türlü iman etmeyenlerdir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 55–63. âyetleri birlikte ele alır.

56. اَلَّذٖينَ عَاهَدْتَ مِنْهُمْ Onlar ki kendilerinden muahede aldın, ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ فٖى كُلِّ مَرَّةٍ sonra da her defasında her muah edede ahdı nakzederler وَهُمْ لَا يَتَّقُونَ ve ederken bunlar sakınmazlar. Hiç pervasız ahdı nakzederler. Ve ahdı bozmak şenaatinden arlanıb sakınmak şanlarından değildir. Böyle bir şer, böyle bir dabbedirler. Eğer cüz’î idrâkleri saygıları olsa idi ahid bozmanın ne fena bir zulmi nefs olduğunu vüsuk ve i’timada ve hukuk ve emniyyeti beşerin vikayesine ne kadar münafi bulunduğunu hisseder, biraz olsun çekinirlerdi. Resulullah, Beni kureyza ile bir muahede yapmıştı, aleyhinde kimseye muâmele etmiyeceklerdi, ya’ni Resulullah aleyhinde kimseye muavenet ve muzaherette bulunmıyacaklardı böyle iken «Bedr» muharebesinde müşriklere silâh iane ettiler ve unuttuk hata ettik dediler, sonra bir muahede daha yaptı, onu da «Handak» vak’asında bozdular, reisleri Kâ’b ibni Eşref binib Mekkeye gitti, müşriklerle ittifak akdetti, bu âyetin sebebi nüzulü bunlar olmuştur. Maamafih tefsiri Tebrizîde Kureyşten Abdüddar oğulları olduğu da menkuldür.

57. فَاِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِى الْحَرْبِ İmdi bunları -bu nakzı ahdedenlerih arbde kat’ıyyen yakalarsan فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ bunlarla arkalarındakileri tagıt muztarib et -ya’ni bunları öyle bir tenkil et ki arkalarında nakzı ahd edecek olanlar ahid bozmaktan korksun kaçınsın uzaklaşsın لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ memuldür ki geridekileri tezekkür ederlera kıllanırlar. Önlerindekinden ıbret alırlar da ahdın ve nakzı ahdın fenalığını unutmazlar.

58. وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً Bir de bir kavımden bir hıyanet vukuundan kat’ıyyen korkarsan -ya’ni muahede yapmış olduğun her hangi bir kavmın nakzı ahd edeceğini hisseder, Delâil-ü emaratından sureti kat’iyyede anlar ve böyle hıyanetinden korkarsan فَانْبِذْ اِلَيْهِمْ عَلٰى سَوَآءٍ doğru ve düz bir yolda açık olarak onlara nebzediver. -Ahdlarını yüzlerine doğru açık bir yol üzerine fırlatıb atıver.

NEBZ, lugatte bir şeyi kaldırıb atıvermektir ki şeri’de de bir Devletin muahidine karşı kat’ı münasebet

ıhbar ve i’lân eylemesidir. Ya’ni öyle korkulacak bir hıyaneti, alâmet ve delilini görüb anladığın takdirde ahdin hukümsüzlüğiyle aranızda münasebeti kat’eylediğini i’tidal et. Bu suretle ahdin hukümsüzlüğü tarafeyince resmen alesseviyye ma’lûm olsun da ona göre hareket edilsin ve ahid resmen bakî farzedilirken böyle bir ıhbar ve ı’lân yapmaksızın doğrudan doğru ve sureti kat’ıyyede harbe girişiverme, münacezei harbe başlama, zira اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْخَآئِنٖينَ muhakkak ki Allah, hainleri sevmez -onların yaptığı gibi resmen muahid görünüb de gizlice nakzı ahde kalkışmak bir hainlik olduğu gibi istikamet üzere nebz-ü ı’lân etmeden harbe girişivermek de bir hıyanet olacağından bundan sakınmak lâzım gelir.

59. وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا سَبَقُوا Ve öyle küfretmiş olanlar aslâ kendilerini sebketmiş -ya’ni kaçıb kurtulmuş arkalarından yetişilib yakalanamazz annetmesinler اِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ her halde onlar ı’caz edemezler. -Ne Allahı, ne seni, ne de arkalarından koğalıyacak ehli adl-ü hakkı âciz bırakamazlar. Binaenaleyh nebz-ü ı’lân yapıldığı zaman onlar önce nakzı ahde karar vermiş olmakla kendilerini daha evvel hazırlanmış, ileri gitmiş, hıyanetlerinin cezasından kaçıb kurtulmuş zannetmesinler, siz de onları nebz-ü ı’lândan müteyakkız olurlar. Daha evvel davranmış bulunurlar da kendilerine yetişmekten âciz kalırsınız zannında bulunmayın.- Netekim «ta» ile «لَا يَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ» kıraetleri bu ma’nâda sarihtir. Sûrei «Maide» de «فَبِمَا نَقْضِهِمْ مٖيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهٖ وَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهٖ وَلَاتَزَالُ تَطَّلِعُ عَلٰى خَآئِنَةٍ مِنْهُمْ اِلَّا قَلٖيلًا مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَ» âyetin bak, hâinler ne yapsalar hıyanetlerinin cezası kendilerini bulur ve bulmalıdır. Onun için bunları bilib gözeterek öyle nebzet 60. وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ ve ey mü’minler, hepiniz onlar için her hangi bir kuvvetten ve bağlı atlardan gücünüzün yettiğini ı’dad ediniz. -Ya’ni harb için kuvvetlenmeğe sebeb olacak her neye istitaatınız bulunur gücünüz yeterse hazırlayınız, her zaman «Bedr» de olduğu gibi âletsiz ve hazırlıksız bulunmayınız تُرْهِبُونَ بِهٖ bu ı’dad bu hazırlık ile عَدُوَّ اللّٰهِ وَعَدُوَّكُمْ Allahın ve sizin düşmanınız olan o düşmanları -o Mekke kâfirlerini وَاٰخَرٖينَ مِنْ دُونِهِمْ ve onlardan başka daha diğerlerini ki لَا تَعْلَمُونَهُمْ onları siz bilmezsiniz اَللّٰهُ يَعْلَمُهُمْ aynlerini veya derecei adavetlerini ancak Allah bilir. Bütün bunları irhab eder, korkutur, sindirirsiniz. Ya’ni gücünüz yettiği kadar bu irhabı yapacak bir halde kuvvet hazırlayınız وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَىْءٍ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ ve Allah yolunda her ne yeş sarfederseniz يُوَفَّ اِلَيْكُمْ size kâmilen ecri iyfa olunur. وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ ve siz zulme duçar edilmezsiniz.- Ameliniz zayi’ olmaz, her halde semeratını ıktitaf eder, sevabında zerre kadar tenkısa ma’ruz bırakılmazsınız. «اٰتَتْ اُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْئًا» 61. وَاِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ Ve eğer onlar -o nebz veya irhab üzerinem üsalemete meylederlerse فَاجْنَحْ لَهَا sen de ona meylet -zira asıl maksad, harb değil silm-ü selâmettir: netekim denilmiştir. السلم تأخذ منها مارضيت به والحرب يكفيك من انفاسها جزع Sulh-u müsalemet, bundan razı olduğunu alırsın, harb ise enfasından sana bir ceza’ yeter. Onun için meyli müsalemet karşısında sen de müsalemete meylet وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ ve Allaha mütevekkil ol -muradları müsalemet ızhar ederek gizli bir hud’a yaparlar diye korkma اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ her halde her şeyi işiten, bilen ancak odur.- Binaenaleyh onların gizli kavillerini ve niyyetlerini işitib bilecek ve cezasını verecek olan da ancak Allahdır. Bunun için:

62. وَاِنْ يُرٖيدُوٓا اَنْ يَخْدَعُوكَ Şayed sana -sulh yüzü gösterib harb maksadını güderekh ud’a etmek murad ederlerse فَاِنَّ حَسْبَكَ اللّٰهُ bilmiş ol ki senin kâfin -sana yetişecek nasıyrin- Allahdır. Zira هُوَ الَّذٖٓى o kâfirdir ki اَيَّدَكَ بِنَصْرِهٖ وَبِالْمُؤْمِنٖينَ seni nusratiyle ve bütün mü’minlerle te’yid etti 63. وَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ ve kalblerinin arasını te’lif eyledi -onların aralarında öyle beynunet, açıklık ve yekdiğerine karşı öyle tenafür, taassub, birbiri hakkında kin ve hissi intikam vardı ki لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِىالْاَرْضِ جَمٖيعًا Arzdaki servetin hepsini sarf etmiş olsa idin -ya’ni her hangi bir münfık bunu yapsa idi مَآ اَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ kalbleri beyninde o te’lifi yapamaz: o ülfet ve salâhı husule getiremezdin.- «بَيْنَ قُلُوبِهِمْ» Kaydı bilhassa şuna işaret ediyor ki öyle bezli servet ile muhtelif insanları zahiren bir araya getirmek mümkin olabilirlerse de kalblerin vicd anların te’lif ve tevfikı bununla kabil olmaz. وَلٰكِنَّ اللّٰهَ اَلَّفَ بَيْنَهُمْ Ve lâkin Allah beyinlerini -kalbleriyle kalıblariylet e’lif ettik udreti bahiresiyle aralarındaki açıklığı kaldırıb iymanı tevhid ile öyle bir mahabbet ve ülfet verdi ki vechi hakta zahir-ü batınları nefsi vahide gibi mü’telif, bünyanı mersus gibi muhkem bir hey’eti ictimaiyye oldular. Bunlar islâm ile Resulullaha mütabaatten evvel beyinlerinde gayz-u kin, hased ve rekabet, husumeti daime câri, bir yere gelmez, yekdiğerini katl-ü yağma eder muhtelif kabâil ve ekvama mensub idiler. Alel’husus Ensari teşkil eden Eves ve Hazrec kabileleri arasında pek çok husumet ve adavet cereyan etmiş ve öyle vak’alar olmuştu ki tarafeynin ekâbirini kırmış geçirmiş, boyunlarını iğne ipliğe çevirmişti, vektaki Allah tealâ onlara bütün o adavet ve husumeti unutturdu, o gayz-u huşuneti gönüllerinden sildi, yerine bir meveddeti tamme ve mahabbeti mütekabile kaim oldu. Hubbifillâh ve mahabbeti Resulullah ile öyle bir tecazüb ve musâfâta erdiler ki hepsi bir yaydan atar oldular. Ensar oldular Ensar ve Muhacirîn kardeş oldular, kardeşler Resulullah arkasında hakkın yekvücud bir müeyyidesi oldular, oldular da «وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰى» sirri zahir oldu اِنَّهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ şüphe yok ki o bir azîzdir ki kudretine yetişilmez iradesine karşı gelinmez. Bir hakîmdir ki dilediğini nasıl teshir edeceğini bilir. ٦٤ يَآ اَيُّهَا النَّبِىُّ حَسْبُكَ اللّٰهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ ٦٥ يَآ اَيُّهَا النَّبِىُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِنٖينَ عَلَى الْقِتَالِ اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُوٓا اَلْفًا مِنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ ٦٦ اَلْئٰنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ فٖيكُمْ ضَعْفًا فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُوٓا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِرٖينَ ٦٧ مَاكَانَ لِنَبِىٍّ اَنْ يَكُونَ لَهُٓ اَسْرٰى حَتّٰى يُثْخِنَ فِى الْاَرْضِ تُرٖيدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ يُرٖيدُ الْاٰخِرَةَ وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ ٦٨ لَوْلَا كِتَابٌ مِنَ اللّٰهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمْ فٖيمَآ اَخَذْتُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ ٦٩ فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

Meali Şerifi