Duhân Sûresi 17. Âyet
Mekke · Cüz 25 · Sayfa 496
۞وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَآءَهُمۡ رَسُولࣱ كَرِيمٌ ١٧
Andolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ – Allah tealânın intikamlarından bir nümuneyi beyandır. Yine Fir’avn kavmından misal getirilmesi Fir’avn hukûmetinin en büyük zulm-ü şer hukûmeti olması ve «اِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفٖينَ» buyurulacağı üzere katil ve cinayatta israf edenlerin en üstünü bulunması ı’tibariyledir. 29. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَآءُ وَالْاَرْضُ binnetîce üzerlerine ne Gök ağladı ne Yer - bunda bir kaç vecih vardır: 1 -) Vahidînin Basıtte dediği vechile Enes ibni Mâlik radıyallahü anh rivayet etmiştir ki Resulullah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: hiç bir kul yoktur ki Semada ona iki kapı olmasın, bir kapıdan rızkı çıkar, bir kapıdan da ameli girer, o öldüğü zaman onu gayb ederler ve ona ağlarlar, böyle buyurup bu âyeti okudu, buyurdu ki çünkü bunlar Yer yüzünde salih bir amel yapmamışlardı ki Yer ağlasın, Semaya da ne salih bir amelleri ne de hoş bir sözleri çıkmamıştı ki Semâ ağlasın. Ekser müfessirînin kavli budur. 2 -) «Ehli Sema» ve «ehli Arz» takdirindedir. Ya’ni ne Melâike ağladı ne mü’minler, belki onların helâkiyle mesrur oldular. 3 -) Büyük bir adam vefat ettiği zaman cihan ağladı, Yer Gök ağladı gibi ta’birlerle musıybetin büyüklüğünü anlatmak için mubalega edilmek âdettir. Sahib Keşşaf Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi vesellemden nakleder ki şöyle buyurmuştur: her hangi bir mü’min ağlayıcıları gaib bulunan bir gurbette ölürse her halde ona Arz-ü Sema ağlar.
Cerir de bir beytinde şöyle demiştir: الشمس طالعة ليست بكاسفة تبكى عليك نجوم الليل والقمر Bir de bunda onları tehzîle benzer bir tahkır vardır. Ya’ni onlar kendilerini öyle büyük addediyorlardı, ölecek olsalar kendilerine cihan ağlamak lâzım gelir, halbuki hiç de öyle olmadı. belki âlem sevindi. ٣ وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنٖٓى اِسْرَآئٖيلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهٖينِ ٣١ مِنْ فِرْعَوْنَ اِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفٖينَ ٣٢ وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمٖينَ ٣٣ وَاٰتَيْنَاهُمْ مِنَ الْاٰيَاتِ مَافٖيهِ بَلٰٓؤٌا مُبٖينٌ ٣٤ اِنَّ هٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ ٣٥ اِنْ هِىَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُولٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرٖينَ ٣٦ فَاْتُوا بِاٰبَآئِنَآ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ ٣٧ اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ اَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمٖينَ ٣٨ وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ ٣٩ مَا خَلَقْنَاهُمَآ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ ٤ اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مٖيقَاتُهُمْ اَجْمَعٖينَ ٤١ يَوْمَ لَا يُغْنٖى مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ٤٢ اِلَّا مَنْ رَحِمَ اللّٰهُ اِنَّهُ هُوَ الْعَزٖيزُ الرَّحٖيمُ ٤٣ اِنَّ شَجَرَةَ الزَّقُّومِ ٤٤ طَعَامُ الْاَثٖيمِ ٤٥ كَالْمُهْلِ يَغْلٖى فِى الْبُطُونِ ٤٦ كَغَلْىِ الْحَمٖيمِ ٤٧ خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ اِلٰى سَوَآءِ الْجَحٖيمِ ٤٨ ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَاْسِهٖ مِنْ عَذَابِ الْحَمٖيمِ ٤٩ ذُقْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖيزُ الْكَرٖيمُ ٥ اِنَّ هٰذَا مَاكُنْتُمْ بِهٖ تَمْتَرُونَ ٥١ اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖى مَقَامٍ اَمٖينٍ ٥٢ فٖى جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ ٥٣ يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلٖينَ ٥٤ كَذٰلِكَ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عٖينٍ ٥٥ يَدْعُونَ فٖيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ اٰمِنٖينَ ٥٦ لَايَذُوقُونَ فٖيهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُولٰى وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَحٖيمِ ٥٧ فَضْلًا مِنْ رَبِّكَ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ ٥٨ فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٥٩ فَارْتَقِبْ اِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ Meali Şerifi