Ankebût Sûresi 16. Âyet
Mekke · Cüz 20 · Sayfa 398
وَإِبۡرَٰهِيمَ إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُۖ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ١٦
İbrahim’i de gönderdik. O kavmine şöyle demişti: "Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 16–27. âyetleri birlikte ele alır.
17. اَوْثَانًا Evsan - müfredi vesen, taş ve saireden tapılan her hangi bir şey = fetiş asnamdam eammdır. Meselâ ensab, salîb hep evsandır. وَتَخْلُقُونَ اِفْكًا ve hep ifk, yalan uyduruyorsunuz - yalan yere onlara ma’bud veya şefî’ diyorsunuz, onlar ise birer hayaldır. Meselâ Zeydin resminde bile Zeydden bir hakıkat yoktur. O resim, bir kıymeti olan canlı Zeydin değil, nihayet toprağa gömülecek ölü bedeninin bir hayalidir, o bedeni kokar diye gömmekte istical etmek mecburiyyetinde bulunanların tutup da onun câmid bir hayalini Zeyddir diye saklamalarında şübhesizki muhakkak bir yalancılık vardır. O halde böyle hayal olan fânîlere ma’bud payesi vermek ne büyük bühtandır. لَايَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا size bir rızık veremezler - Allahın ınayeti olmayınca meselâ bir lokmacık hazmettiremezler.
19. - 23. اَوَ لَمْ يَرَوْا عَذَابٌ اَلٖيمٌ e kadar, Allah tealâ tarafından istînafen sevk buyurulmuş kelâmı ilâhîdir. İbrahime hıtab olarak mahkî olmak muhtemil ise de onun kelâmını hikâye sırasında Resulullaha hıtab olması daha zâhirdir onun için fâsıla değişmiştir.
25. مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ya’ni sırf Dünya hayatta birbirinizin hissiyyatını okşıyarak toplanıp sevişmek için ve yâhud Dünya hayatta sevdiklerinizin hayalini ta’kıyb ederek ülfet etmek için - çünkü bütün evsân ba’zı sevilenlerin bir hatırası olmak üzere etraflarında toplanılmak için ittihaz edilmiştir.
Fakat birer yalan olan o hayaller üzerine iptina eden sevginin, haksız hissiyyat üzerine toplanan cem’ıyyetin sonu ne olur bilir misiniz? ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ الخ 26. وَقَالَ اِنّٖى مُهَاجِرٌ – «امن» ye ma’tuf olarak Lûta âid olması yakın görünürse de, İbrahime âid olmak üzere yukarıki «وقال» ye atfı ma’nâca daha âhenkli hem de «وَقَالَ اِنّٖى ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّٖى سَيَهْدٖينِ» kavline mutabıktır. ٢٨ وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِهٖٓ اِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَاسَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَمٖينَ ٢٩ اَئِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّبٖيلَ وَتَاْتُونَ فٖى نَادٖيكُمُ الْمُنْكَرَ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهٖٓ اِلَّآ اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ ٣ قَالَ رَبِّ انْصُرْنٖى عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدٖينَ ٣١ وَلَمَّا جَآءَتْ رُسُلُنَآ اِبْرٰهٖيمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوٓا اِنَّا مُهْلِكُوٓا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمٖينَ ٣٢ قَالَ اِنَّ فٖيهَا لُوطًا قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ فٖيهَا لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرٖينَ ٣٣ وَلَمَّآ اَنْ جَآءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سٖىٓءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالوُا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلَّا امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرٖينَ ٣٤ اِنَّا مُنْزِلُونَ عَلٰٓى اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَآءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ٣٥ وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَآ اٰيَةً بَيِّنَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Meali Şerifi