A'lâ Sûresi 19. Âyet
Mekke · Cüz 30 · Sayfa 592
صُحُفِ إِبۡرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ ١٩
İbrahim ve Musa’nın sahifelerinde
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
صُحُفِ اِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى İbrahim ile Musânın sahifelerinde - vardır. Bunun suhufı ulâdan bedeli küll olması da muhtemil ise de zâhir bedeli ba’z olmaktır.
SUHUF, esasen kitab ma’nasına sahîfenin cem’i olup Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an dört büyük kitabdan
maada olarak Enbiyaya indirilmiş olan risalelerde müte’aref olmuştur. Bu ma’na ile Musanın suhufu Tevrattan evvel indirilmiş olan on suhuf, İbrahiminki de on suhuf idi diye nakledilmiştir. Ya’ni dîni İslâmın burada beyan olunmuş olan bu hakikatı, rabbı a’lâyı tevhîd ve tenzih, okumak, va’z-u tezkîr, saygı, tezekkî ve zikr-ü salât ile felâh, Âhıretin Dünyadan hayırlı ve bekalı olması esasları, her dînin esası olan ve evvelki Peygamberlere indirilmiş ilk suhuflarda ve bilhassa İbrahim ve Musanın suhuflarında mezkûr bulunan emri Haktır. Ve dîn namına buna muhalif olan şirk, teslis ve teşbih ve Dünyayı Âhırete tercih gibi bedbîn fikirler, akîdeler doğru değildir. Ve binaenaleyh bütün güçlüklere rağmen risaleti Muhammediyyenin ve bu dîni hakkın yüsrâya muveffakıyyeti bütün bunların bir neticesi olmak üzere emri muhakkaktır. «وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرٰى» ile de işaret buyurulduğu üzere «هُوَ الَّذٖٓى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖ» hukmünün zuhur edeceğinde şübhe edilmemelidir. İbrahim ve Musaya inananların buna da inanmaları lâzım gelir. Abd ibni humeyd ve İbni Merduye ve ibni asâkir Ebî zerr radıyallahü anhten rivayet etmişlerdir: dedim ki: Yaresûlallah, Allah tealâ kaç kitab indirdi? Buyurduki yüz dört kitab: Elli sahîfe Şiyte, otuz sahîfe İdrîse, on sahîfe İbrahime, on sahîfe de Tevrattan evvel Musaya indirdi, Tevratı, İncili, Zeburu, Furkanı de indirdi. Dedimki: Yaresûlallah İbrahimin sahîfeleri ne idi? Buyurdu ki hepsi emsal idi: ey o mübtelâya tesallut eden mağrur Melik, ben seni Dünyayı birbirine yığasın diye göndermedim, ve lâkin mazlûmun du’asını benden redd edesin diye gönderdim; çünkü ben mazlûmun du’asını kâfir de olsa, redd etmem ve aklına karşı mağlûb olmadıkça âkıle gerektirki: üç saati ola: bir saatinde rabbına münacât ede ve bir saattinde nefsini muhasebe ede ve yaptığını düşüne, bir saattinde halâlinden haceti için tenha kala, çünkü bu saatte öbür saatler için bir yardım ve cem’iyyeti hâtır ve ferag hasıl olur. Ve âkıle: zamanına basîr şe’nine mukbil, lisanına hâfız olmak gerektir. Çünkü kelâmını amelinden sayan kimse az söyler, meğerki mâya’nîsi hakkında olsun. Âkıl üç şey’i talib olmak gerektir. Me’ıyşetini ıslah veya meâdına hazırlık, veya haramda olmıyarak telezzüz. Dedim ki Yaresûlallah Musanın suhufu ne idi? Buyurduki, hepsi ıbret idi: te’accub ederim, ölüme yakîni olup da sevinene, ateşe yakîni olup da külene, Dünyayı ve ehline olan tekallübatını görüp de ona gönül bağlıyana, kadere yakîni olup da öfkelenene, hısaba yakîni olup da amel etmiyene. Dedim ki Yaresûlallah İbrahim ve Musanın suhufundakilerden sana bir şey indirildimi? Evet ya Abâzerr! «قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهٖ فَصَلّٰى بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى» buyurdu demiştir. Ma’amafih Âlûsînin dediği gibi hadîsin sıhhatini Allah bilir. Bunun üzerine «اَلَّذٖى يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرٰى ثُمَّ لَايَمُوتُ فٖيهَا وَلَا يَحْيٰى» mısdakınca Âhırette ateşe yaslanacak bedbahtlarla felâh bulacak mes’udların hallerini tafsîl ederek tezkire devam olunmak üzere sûrei Gaşiye gelecektir.