Ahkâf Sûresi 25. Âyet
Mekke · Cüz 26 · Sayfa 505
تُدَمِّرُ كُلَّ شَيۡءِۭ بِأَمۡرِ رَبِّهَا فَأَصۡبَحُواْ لَا يُرَىٰٓ إِلَّا مَسَٰكِنُهُمۡۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ٢٥
O rüzgâr, Rabbinin emri ile herşeyi yıkar mahveder." dedi. Nihayet helâk oldular ve evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte biz günahkâr kavmi böyle cezalandırırız
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
كَذٰلِكَ نَجْزِى الْقَوْمَ الْمُجْرِمٖينَ İşte biz böyle cezalandırırız öyle mücrim kavmları - ya’ni her vechile onun gibi değil, fakat fecaat i’tibariyle öyle, ummadıkları bir surette gelip her şey’i tedmîr eden bir rüzgâr sür’at ve dehşetiyle saran bir helâk cezası. İbni ebiddünya Kitabı sehabda ve Ebuşşeyh Azamette İbni Abbastan şöyle tahric etmişler ki onun azâb olduğunu ilk tanımaları şöyle olmuşdur: çıkmış olan yüklerinin ve mevâşîlerinin birer kuş tüyü gibi Gök ile Yer arasında uçuşmağa başladığını görmüşler, derhal evlerine girmişler ve kapılarını kapamışlar, derken rüzgâr gelmiş, kapılarını açmış, yedi gece sekiz gün üzerlerine kum seyli akıtmış, sonra da Allah tealâ rüzgâra emretmiş üzerlerinden kumu açmış ve hepsini denize dökmüş, işte «فَاَصْبَحُوا لَايُرٰٓى اِلَّا مَسَاكِنُهُمْ» budur اه. Yine rivâyet olunmuş ki içlerinde azâbı ilk gören bir kadın olmuştu, ateş alevi gibi bir rüzgâr görmüştü اه. Hûd aleyhisselâma gelince: şöyle rivâyet olunmuş. Rüzgârı hissettiği zaman kendinin ve mü’minlerin üzerine bir hat çizmiş, bir menba’ civarına doğru çekilmişti. İbni Abbastan da şöyle merviydir ki maıyyeti ile beraber bir hazıyreye çekilmişti, onlara rüzgârdan ancak derileri yumuşatacak ve nefislere neş’e verecek kadar dokunuyor ve fakat Âde uğrayınca Yer ile Gök arasında göç ittiriyor ve taşlarla beyinlerini parçalıyordu فَمَآ اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَآ اَبْصَارُهُمْ وَلَآ اَفْئِدَتُهُمْ مِنْ شَىْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ – bu gösteriyor ki onlar için ondan tahaffuz mümkin idi, eğer Allah tealânın onlara göstermiş olduğu âyat ve delâili inkâr etmeyip de Hûd aleyhisselâmın inzarı vechile iyman ve itaat etselerdi, helâk olmıyacaklardı, lâkin dinlemeyip eğlendikleri için وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِؤُنَ o istihza ettikleri - haydı, getir bize dedikleri - azâb da kendilerini kuşatıverdi - şu halde onlardan daha zayıf olan sizleri kuşatamaz mı? Görülüyor ki bunlarla bütün âfatı Semaviyye beşerin bir cürmüne ıkab olmak üzere anlatılmış olmuyor, Beşerin kesbi ile alâkadar olan afatın dehşeti ve Allah tealânın her kuvvet fevkındaki kudreti anlatılmış oluyor. ٢٧ وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُمْ مِنَ الْقُرٰى وَصَرَّفْنَا الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٢٨ فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذٖينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ قُرْبَانًا اٰلِهَةً بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْ وَذٰلِكَ اِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٢٩ وَاِذْ صَرَفْنَآ اِلَيْكَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوٓا اَنْصِتُوا فَلَمَّا قُضِىَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِرٖينَ ٣ قَالُوا يَا قَوْمَنَآ اِنَّا سَمِعْنَا كِتَابًا اُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰى مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدٖٓى اِلَى الْحَقِّ وَاِلٰى طَرٖيقٍ مُسْتَقٖيمٍ ٣١ يَا قَوْمَنَآ اَجٖيبُوا دَاعِىَ اللّٰهِ وَاٰمِنُوا بِهٖ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَلٖيمٍ ٣٢ وَمَنْ لَايُجِبْ دَاعِىَ اللّٰهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِى الْاَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِيَآءُ اُولٰٓئِكَ فٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ ٣٣ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَمْ يَعْىَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِىَ الْمَوْتٰى بَلٰٓى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ ٣٤ وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذٖينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ ٣٥ فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُولُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوٓا اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ
Meali Şerifi